Filistinli yönetmen Basel Adra, "No Other Land" (Başka Toprak Yok) adlı belgeseliyle uluslararası alanda büyük yankı uyandırmış ve Berlinale'de önemli ödüller kazanarak Oscar adaylığı konuşulur hale gelmiş olsa da, kişisel yaşamında ve memleketindeki durumun değişmediğini sert sözlerle dile getirdi. İspanya ve Filistin kültür bakanlıklarının ortaklaşa düzenlediği Filistin'in kültürel yeniden inşası konulu uluslararası bir zirveye katılmak üzere Madrid'de bulunan Adra, ödüllerin getirdiği küresel dikkate rağmen, İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da (Cisjordania) Filistinlilerin günlük yaşamının bir "işkence" olmaya devam ettiğini vurguladı. Yönetmen, zirveye katıldığı gün, kendi köyüne komşu bir yerleşim birimine İsrailli yerleşimciler tarafından "vahşi bir saldırı" düzenlendiği haberini alarak, sahadaki gerçekliğin acımasız yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi.
Madrid'deki uluslararası zirvede Filistin kültürünün korunması ve yeniden inşası üzerine konuşma yapan Adra, toplantı öncesinde cep telefonuna gelen, komşu köydeki yaralı komşularının görüntülerini izlediğini aktardı. Bu saldırıda, mart ayında aynı aileden iki kardeşin hedef alındığını, 28 yaşındaki bir kardeşin öldürüldüğünü, diğerinin ise felç kaldığını anlattı. Adra'nın belgeselinde de konu edindiği, güney Batı Şeria'da yer alan Masafer Yatta bölgesi, İsrail'in bölgedeki Filistin köylerini ortadan kaldırma planlarına karşı yıllardır süren bir direnişin sembolü haline gelmiş durumda. Yönetmen, "Belgesel dünya çapında büyük etki yarattı, ancak bizim için çok zor çünkü sahadaki durum kötüleşmeye devam ediyor," diyerek yorgunluğunu dile getirdi. Bu uluslararası sözcülük rolünün getirdiği yükten ve İsrail işgali altındaki topraklardan çıkışın "insanlık dışı" zorluklarından, ayrıca yerleşimcilerin ve İsrail ordusunun sürekli tacizinden duyduğu bıkkınlığı ifade etti.
Adra'nın sözleri, sanatın ve aktivizmin, özellikle de böylesine köklü ve karmaşık siyasi çatışmalarda, somut değişim yaratma gücünün sınırlarını bir kez daha ortaya koyuyor. Belgeselin kazandığı ödüller ve uluslararası platformlarda yarattığı farkındalık, Filistin davasına küresel bir pencere açmış olsa da, Masafer Yatta gibi bölgelerdeki yerel halkın günlük mücadelesi ve çektiği acılar ne yazık ki devam ediyor. Bu durum, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmenin önemini vurgularken, aynı zamanda siyasi irade ve somut eylemler olmadan bu tür çabaların ne kadar sınırlı kalabileceğini de gösteriyor.
Masafer Yatta'nın Direnişi ve Batı Şeria'daki Durum
Masafer Yatta, İsrail'in askeri eğitim alanı (Firing Zone 918) ilan ettiği bir bölgede yer alan 12 Filistin köyünden oluşan bir topluluktur. İsrail Yüksek Mahkemesi'nin 2022'de verdiği bir karar, yaklaşık 1.200 Filistinlinin evlerinden zorla çıkarılmasının önünü açmıştır. Bu karar, uluslararası hukuk örgütleri ve Birleşmiş Milletler tarafından kınanmış, zorla yerinden etmenin savaş suçu teşkil edebileceği belirtilmiştir. Bölge sakinleri, nesillerdir bu topraklarda yaşadıklarını ve kararın bir etnik temizlik girişimi olduğunu savunmaktadır. Basel Adra'nın belgeseli de tam olarak bu direnişi ve Filistinlilerin topraklarından koparılma mücadelesini ele almaktadır. Batı Şeria genelinde İsrailli yerleşimci şiddeti, özellikle 7 Ekim 2023'ten bu yana önemli ölçüde artmıştır. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik yüzlerce yerleşimci saldırısı kaydedilmiş, bu saldırılar sonucunda onlarca Filistinli hayatını kaybetmiş ve yüzlerce kişi yaralanmıştır. Adra'nın bahsettiği saldırılar, bu trajik tablonun yalnızca küçük bir parçasıdır.
İspanya'nın Filistin'in kültürel yeniden inşası konulu bir zirveye ev sahipliği yapması, ülkenin Filistin davasına verdiği desteğin bir göstergesidir. İspanya, İrlanda ve Norveç gibi diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte, Filistin devletini tanıma yönünde adımlar atmış ve İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına karşı eleştirel bir duruş sergilemiştir. Bu tür zirveler, Filistin kültürünün yok edilme tehdidi altında olduğu bir dönemde, uluslararası platformlarda Filistinlilerin sesini duyurma ve kültürel miraslarını koruma çabalarına destek olma amacı taşımaktadır. Türkiye de uzun yıllardır Filistin davasının güçlü savunucularından biri olmuş, uluslararası arenada Filistin devletinin tanınması ve işgalin sona ermesi çağrılarını sürdürmüştür. Bu bağlamda, Basel Adra'nın mesajı, sadece İspanya için değil, tüm uluslararası toplum ve özellikle Filistin davasına destek veren ülkeler için bir eylem çağrısı niteliğindedir.
Ödüllerin Gölgesinde Kalan Gerçekler ve Uluslararası Etki Analizi
Basel Adra'nın "No Other Land" belgeseli, sadece bir film değil, aynı zamanda Filistin'deki insan hakları ihlallerinin ve işgalin acı gerçeklerinin bir kanıtıdır. Berlinale'de kazandığı ödüller ve potansiyel Oscar adaylığı, bu konuyu dünya gündemine taşıma ve uluslararası kamuoyunu harekete geçirme potansiyeli taşımaktadır. Ancak Adra'nın da belirttiği gibi, ödüllerin ve uluslararası takdirin sahadaki durumu hemen değiştirmemesi, aktivistlerin ve sanatçıların karşılaştığı en büyük zorluklardan biridir. Zira siyasi çözümler ve uluslararası baskı olmadan, yerel düzeydeki acılar devam etmektedir. Bu durum, uluslararası hukukun ve insan hakları prensiplerinin uygulanmasındaki çifte standartları ve uluslararası kurumların etkinliğini sorgulatan bir tablo çizmektedir.
Yönetmenin açıklamaları, Batı Şeria'daki Filistinlilerin yaşadığı sürekli korku, taciz ve yerinden edilme tehdidinin altını çizmektedir. Bu, sadece Masafer Yatta'ya özgü bir durum olmayıp, işgal altındaki tüm topraklarda günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Adra'nın yorgunluğu ve umutsuzluğu, uluslararası toplumun Filistin sorununa kalıcı bir çözüm bulmadaki yetersizliğinin bir yansımasıdır. Kültürel zirveler ve sanatsal başarılar önemli farkındalık yaratıcı araçlar olsa da, gerçek değişim için daha kapsamlı diplomatik çabalar, ekonomik baskılar ve İsrail'in uluslararası hukuka uymasını sağlayacak güçlü mekanizmalar gerekmektedir. Aksi takdirde, Basel Adra gibi sesler, dünyanın dört bir yanında ödüller almaya devam etse de, kendi topraklarında "işkence" dolu bir yaşam sürmeye devam edeceklerdir.



