Küratör ve tasarım düşünürü Oscar Guayabero, Barselona'nın çetin yaşam koşullarından uzaklaşarak, Catalunya (Katalonya) özerk bölgesindeki Baix Gaià (Aşağı Gaià) bölgesine yerleşti. Arkadaşlarını ziyaret ederek keşfettiği bu kırsal bölge, Guayabero ve partneri için sadece yeni bir ev değil, aynı zamanda sanatsal üretim ve bilgi paylaşımı için dönüştürücü bir merkez olma potansiyeli taşıyor. Çift, La Pobla de Montornès kasabasında "La Montornesa" adını verdikleri eski bir köy evini satın alarak restore etmeye başladı; bu süreç, COVID-19 pandemisinin küresel kilitlenmelerle herkesi durma noktasına getirdiği bir dönemde hız kazandı.
Oscar Guayabero'nun bu radikal yaşam değişikliği, Barselona'da artan konut sıkıntısı ve fahiş kiralar karşısında sanatçıların ve yaratıcıların karşılaştığı zorlukların bir yansıması. Şehirde uygun bir daire bulmanın giderek imkansız hale gelmesi, Guayabero'yu kırsala yönlendiren temel faktörlerden biri oldu. La Montornesa, sadece onların evi olmakla kalmıyor, aynı zamanda bir stüdyo ve atölye işlevi görüyor. Gelecekte ise buranın kurslar, atölye çalışmaları ve sergiler için bir buluşma noktası, kültürel bir merkez haline gelmesi hedefleniyor. Bu proje, sadece kişisel bir kaçış değil, aynı zamanda sanatı ve kültürü metropollerin dışına taşıyarak yeni topluluklar oluşturma vizyonunu da barındırıyor.
Katalan Burjuvazisi ve Kırsalın Cazibesi
Guayabero'nun "Burada Katalan burjuvazisi ayak basmaz" ifadesi, projenin ve bölgenin sosyo-ekonomik dinamikleri hakkında önemli ipuçları veriyor. "Katalan burjuvazisi" terimi, genellikle Barselona merkezli, tarihsel olarak zengin, etkili ve genellikle muhafazakar bir toplumsal sınıfı ifade eder. Bu sınıf, genellikle belirli semtlerde yaşar, belirli sosyal çevrelerde bulunur ve kırsal bölgelerin bazı kesimlerini "prestijli" veya "ilgi çekici" bulmayabilir. Baix Gaià gibi daha mütevazı, geleneksel ve henüz büyük ölçekli turizm ya da soylulaştırma (gentrification) dalgasına kapılmamış bölgeler, bu elit kesimin öncelikli tercihleri arasında yer almayabilir. Guayabero'nun bu tespiti, onun projesinin ticari kaygılardan çok, otantik bir topluluk ve yaratıcılık arayışına odaklandığını vurguluyor.
Barselona'da konut piyasası son yıllarda dramatik bir dönüşüm geçirdi. Küresel bir turizm merkezi haline gelen şehirde, kısa dönem kiralamaların ve yabancı yatırımcıların etkisiyle kiralar ve emlak fiyatları astronomik seviyelere ulaştı. Bu durum, özellikle sanatçılar, öğrenciler ve düşük-orta gelirli aileler için yaşamı sürdürülemez hale getirdi. Guayabero'nun taşınma kararı, bu genel eğilimin bir parçası olarak, şehirde yaşamanın maliyetini karşılayamayan veya daha sakin, doğayla iç içe bir yaşam arayan pek çok kişinin yaşadığı deneyimi yansıtıyor. Pandemi, uzaktan çalışma imkanlarının artmasıyla birlikte bu kırsala göç trendini daha da hızlandırdı ve birçok kişiyi şehir hayatının stresinden uzaklaşmaya teşvik etti.
Türkiye ile Benzerlikler ve Kırsalın Potansiyeli
Oscar Guayabero'nun deneyimi, Türkiye'deki benzer sosyo-ekonomik ve kültürel göç trendleriyle de çarpıcı benzerlikler taşıyor. Özellikle İstanbul gibi büyük metropollerdeki yüksek yaşam maliyeti, trafik, gürültü ve betonlaşma, birçok kişiyi, özellikle de yaratıcı sektörlerde çalışanları, Ege ve Akdeniz bölgelerindeki kırsal kasabalara veya daha küçük şehirlere yöneltiyor. Sanatçılar, tasarımcılar ve dijital göçebeler, Çeşme, Urla, Ayvalık, Bozcaada gibi yerlerde kendi stüdyolarını kurarak veya eski köy evlerini restore ederek hem daha uygun fiyatlı bir yaşam sürdürüyor hem de yerel kültürle bütünleşerek yeni sanatsal ve sosyal projeler geliştiriyorlar. Bu bölgeler de, büyük şehir burjuvazisinin "ayak basmadığı" veya en azından ana akım turizm rotalarının dışında kalan, daha otantik ve sakin yerler olarak öne çıkıyor.
Bu "kırsala dönüş" hareketi, sadece bireysel bir tercih olmanın ötesinde, kırsal bölgelerin yeniden canlanması ve kültürel çeşitliliğin artması açısından büyük bir potansiyel taşıyor. Şehirlerden gelen yeni nüfus, beraberinde farklı bakış açıları, beceriler ve kültürel sermaye getirerek yerel ekonomiye ve sosyal yapıya katkıda bulunuyor. Guayabero'nun La Montornesa projesi de bu potansiyelin somut bir örneği. Bir evin restore edilerek bir yaşam ve üretim alanına dönüştürülmesi, aynı zamanda bir bölgenin kültürel haritasını zenginleştirme ve yeni etkileşim alanları yaratma misyonunu da üstleniyor. Bu tür projeler, kırsal bölgelerin sadece tarım veya turizmle değil, aynı zamanda sanat ve kültürle de var olabileceğini gösteriyor.
Geleceğe Yönelik Etkiler ve Sürdürülebilir Yaşam Modelleri
Oscar Guayabero'nun La Montornesa projesi, Barselona'daki konut krizine ve genel olarak şehir yaşamının zorluklarına karşı geliştirilen yaratıcı ve sürdürülebilir bir alternatif sunuyor. Bu tür girişimler, sadece bireylerin yaşam kalitesini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda kültürel üretimin coğrafi dağılımını da yeniden şekillendiriyor. Kırsal bölgelerin, sanat ve tasarım için yeni merkezler haline gelmesi, yerel halka yeni istihdam ve etkileşim fırsatları sunarken, aynı zamanda şehirlerin üzerindeki demografik ve ekonomik baskıyı da hafifletebilir.
Guayabero'nun projesi, COVID-19 pandemisinin tetiklediği küresel kırsala göç trendinin bir parçası olarak, gelecekteki yaşam ve çalışma modelleri hakkında önemli sorular ortaya koyuyor. Daha az merkeziyetçi, daha çevre dostu ve topluluk odaklı yaşam alanları yaratma arayışı, modern dünyanın karmaşıklığına karşı bir yanıt niteliğinde. La Montornesa, sadece bir ev ve atölye değil, aynı zamanda "Katalan burjuvazisinin ayak basmadığı" bir bölgede filizlenen, sanatsal özgürlüğün ve toplumsal dayanışmanın sembolü haline gelme potansiyeli taşıyan bir umut ışığıdır.



