İspanya'nın Barselona şehrinde, Batı Afrika ülkesi Gine Konakri'den gelen iki genç, Bouba ve Lamine'nin hikayesi, Avrupa'daki refakatsiz göçmen çocukların karşılaştığı derin yasal boşluğu ve bürokratik engelleri gözler önüne seriyor. Pasaportları henüz 18 yaşını doldurmadıklarını gösterse de, Katalonya Çocuk Esirgeme ve Koruma Genel Müdürlüğü (Dgppia) bünyesindeki bir çocuk merkezinden savcılığın "reşit oldukları" yönündeki kararı üzerine geçtiğimiz dönemde çıkarılan Bouba ve Lamine, uzun süre sokaklarda yaşamak zorunda kaldı. Bu durum, yasal statüleri belirsiz kalan binlerce genç göçmenin dramını temsil ediyor.
Barselona'nın tarihi Ciutat Vella bölgesindeki Santa Anna Kilisesi'nin rektörü Peio Sánchez, bu trajik duruma dikkat çekiyor. Sánchez, kilisenin kurduğu sahra hastanesine her Salı yaklaşık 35 yeni kişinin yardım talebiyle geldiğini ve bunların ortalama üçünün, sokaklara düşmüş genç göçmenlerden oluştuğunu belirtiyor. Bouba ve Lamine de birkaç haftadır bu yardım kuruluşu tarafından barındırılıyor. Bu vakalar, İspanya'nın ve Avrupa'nın genelinde, özellikle de Akdeniz rotası üzerinden gelen savunmasız gençlerin yaşadığı karmaşık sorunların sadece küçük birer örneğini oluşturuyor.
Yaş Tespiti Sürecinin Çelişkileri ve Hukuki Boşluk
Refakatsiz yabancı çocukların (İspanyolca kısaltmasıyla MENA - Menores Extranjeros No Acompañados) yaş tespiti süreci, İspanyol hukuk sisteminde uzun süredir tartışmalı bir konu. Bu gençler, genellikle kimlik belgeleri olmadan veya belgeleri şüpheli bulunarak ülkeye giriş yapıyor. Yetkililer, reşit olmayanları yetişkinlerden ayırmak ve onlara özel koruma sağlamak amacıyla kemik yaşı testleri gibi tıbbi yöntemlere başvuruyor. Ancak bu testler, özellikle Afrikalı gençlerin kemik gelişimi ve beslenme alışkanlıklarındaki farklılıklar nedeniyle hata payı yüksek olabiliyor ve uluslararası uzmanlar tarafından sıklıkla eleştiriliyor.
Bouba ve Lamine örneğinde olduğu gibi, gençlerin kendi pasaportları veya doğum belgeleri olmasına rağmen, savcılık veya idari makamlar bu belgelere itibar etmeyerek tıbbi test sonuçlarına dayanarak reşit olduklarına hükmedebiliyor. Bu kararlar, gençlerin bir anda çocuk koruma sisteminin dışına itilmesine, barınma, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimlerini kaybetmelerine neden oluyor. "Yasal boşluk" olarak tanımlanan bu durum, onları sokaklarda yaşamaya, istismara ve insan kaçakçılığına karşı savunmasız hale getiriyor. Bu gençler, ne çocuk koruma sisteminin ne de yetişkin göçmenlere yönelik sınırlı sosyal hizmetlerin kapsamına girebiliyor.
Katalonya'da Refakatsiz Genç Göçmenlerin Durumu ve Sosyal Etkileri
Katalonya (Catalunya), İspanya'ya gelen refakatsiz genç göçmenler için önemli bir varış noktası. Bölge, bu gençlere yönelik koruma ve entegrasyon programları yürütse de, sayıların artması ve bürokratik engeller nedeniyle sistem aşırı yüklenmiş durumda. Özellikle yaş tespiti konusundaki ihtilaflar, yüzlerce gencin yasal statüsüzlükle karşı karşıya kalmasına yol açıyor. Bu durum, hem gençlerin bireysel yaşamlarında derin travmalara neden oluyor hem de Barselona gibi büyük şehirlerde sosyal uyum sorunlarını tetikliyor. Sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleri, bu gençlerin temel haklarının korunması ve yaş tespiti süreçlerinin daha şeffaf ve insan odaklı hale getirilmesi için sürekli çağrılarda bulunuyor.
Santa Anna Kilisesi gibi kuruluşlar, devletin yetersiz kaldığı alanlarda hayati bir rol üstlenerek, sokaklarda kalan bu gençlere barınak, yiyecek ve psikolojik destek sağlıyor. Ancak bu tür gönüllü çabalar, sorunun köklü çözümü için yeterli değil. Uzmanlar, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin gerektirdiği üzere, şüphe durumunda çocuğun lehine karar verilmesi ilkesinin uygulanması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, gençlerin kendi belgelerinin daha fazla dikkate alınması ve tıbbi testlerin tek başına nihai karar mercii olmaması gerektiği belirtiliyor. Bu insani krizin çözümü, sadece İspanya'nın değil, tüm Avrupa Birliği'nin ortak sorumluluğunda bulunuyor.
Bouba ve Lamine'nin yaşadığı bu dram, yasal süreçlerin ve bürokratik kararların insan hayatları üzerindeki yıkıcı etkisini acı bir şekilde gösteriyor. Uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleri, çocukların korunmasını öncelik olarak kabul ederken, mevcut uygulamalar birçok genci kaderine terk ediyor. Barselona'daki bu gençlerin durumu, Avrupa'nın göç politikalarını ve çocuk koruma sistemlerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğinin güçlü bir hatırlatıcısı niteliğinde. Geleceklerini aramak için geldikleri topraklarda, kendilerini bir yasal boşluğun içinde bulan bu gençlerin sesi, daha adil ve insan odaklı bir yaklaşım çağrısı yapıyor.

