İspanya Anayasa Mahkemesi (Tribunal Constitucional - TC), Barselona'da turistik dairelerin kiralanmasını kısıtlayan ve bazı durumlarda tamamen yasaklayan belediye düzenlemesini onaylayarak, şehirdeki konut krizi ve aşırı turizm tartışmalarına yeni bir boyut kazandırdı. Bu karar, Barselona Belediyesi'nin (Ajuntament de Barcelona) yıllardır süregelen mücadelesinde önemli bir zafer anlamına gelirken, şehirdeki binlerce turistik daire sahibini ve turizm sektörünü derinden etkileyecek potansiyele sahip.
Yüksek Mahkeme'nin bu onayı, Barselona'nın 2017 yılında yürürlüğe koyduğu ve özellikle şehir merkezindeki turistik dairelerin sayısını sınırlamayı hedefleyen "Turistik Konaklama Özel Şehir Planı"nın (Plan Especial Urbanístico de Alojamientos Turísticos - PEUAT) anayasaya uygunluğunu tescillemiş oldu. Karar, özel mülkiyet hakkı ile kamusal yarar, yani şehir sakinlerinin konut hakkı arasındaki hassas dengeyi kamu yararı lehine yorumlayarak, yerel yönetimlere şehir planlaması ve yaşam kalitesi üzerinde daha fazla kontrol yetkisi tanıdı.
Barselona, son yıllarda aşırı turizmin ve turistik dairelerin kontrolsüz artışının yarattığı sorunlarla boğuşan küresel şehirlerin başında geliyor. Şehir merkezindeki mahallelerde artan gürültü, kültürel dokunun bozulması ve en önemlisi, yerel halk için konut fiyatlarının erişilemez hale gelmesi, bu düzenlemelerin temel motivasyonunu oluşturuyordu. Bu kararla birlikte, Barselona'nın bu sorunlara karşı yürüttüğü mücadele yasal zeminde güçlenmiş oldu.
Kararın Arka Planı ve Gerekçeleri
Barselona'da turistik dairelerin sayısı, özellikle 2000'li yılların başından itibaren internet üzerinden kiralama platformlarının yaygınlaşmasıyla hızla artmıştı. Bu durum, başlangıçta ekonomik canlanma olarak görülse de kısa sürede yerel halkın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir dizi sorunu beraberinde getirdi. Şehir merkezindeki dairelerin büyük bir kısmı kısa süreli kiralamalara yönelince, uzun süreli kiralamalar için konut bulmak imkansız hale geldi ve kiralar astronomik seviyelere ulaştı. Bugün Barselona'da ortalama bir kiranın, ortalama bir maaşın önemli bir kısmını oluşturduğu düşünüldüğünde, konut krizi şehrin en yakıcı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor.
Barselona Belediyesi, bu duruma karşı koymak amacıyla çeşitli adımlar attı. İlk olarak, yeni turistik daire lisanslarının verilmesini durdurdu ve mevcut lisansları sıkı denetim altına aldı. PEUAT ise, özellikle yoğun turistik bölgelerde yeni turistik konaklama birimlerinin açılmasını tamamen yasaklarken, mevcutların da belirli koşullara uymasını şart koşuyordu. Bu plan, şehirdeki turistik dairelerin sayısını dengelemeyi ve konut piyasasını rahatlatmayı amaçlıyordu. Ancak bu düzenlemeler, turizm sektörü temsilcileri ve daire sahipleri tarafından özel mülkiyet haklarına müdahale olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne taşınmıştı.
Anayasa Mahkemesi, kararında, yerel yönetimin şehir planlaması ve kamu yararı adına mülkiyet haklarına sınırlama getirme yetkisini vurguladı. Mahkeme, konut hakkının (derecho a la vivienda) anayasal bir hak olduğunu ve bu hakkın korunmasının, özel mülkiyet hakkının belirli ölçüde kısıtlanmasını gerektirebileceğini belirtti. Bu yorum, İspanya'da ve hatta Avrupa genelinde benzer sorunlarla boğuşan diğer şehirler için emsal teşkil edebilecek nitelikte.
Barselona İçin Ne Anlama Geliyor? Türkiye'ye Yansımaları
Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı, Barselona için birçok anlam taşıyor. Öncelikle, şehirdeki konut krizini hafifletme ve yerel halkın yaşanabilir bir şehirde kalabilmesini sağlama yönündeki belediye politikalarına güçlü bir yasal dayanak sağlıyor. Kararın ardından, Barselona Belediyesi'nin turistik daire sayısını daha da azaltmaya yönelik adımlar atması bekleniyor. Bu durum, şehir merkezinde boşalan turistik dairelerin uzun süreli kiralık konut piyasasına dönmesini teşvik edebilir, böylece kira fiyatlarında bir miktar düşüş yaşanabilir. Ancak, turizm sektöründe faaliyet gösteren işletmeler ve daire sahipleri için bu karar ciddi ekonomik kayıplara yol açabilir ve yeni iş modelleri geliştirmelerini zorunlu kılabilir.
Barselona'nın bu mücadelesi ve Anayasa Mahkemesi'nin aldığı karar, aşırı turizm ve konut kriziyle mücadele eden diğer Avrupa şehirleri için de önemli bir örnek teşkil ediyor. Amsterdam, Lizbon, Venedik gibi şehirler de benzer düzenlemeler peşinde koşarken, İspanya'da Valensiya, Palma de Mallorca gibi turistik şehirler de bu kararı yakından takip ediyor. Karar, yerel yönetimlerin, turizmin getirdiği ekonomik faydaları korurken, şehir sakinlerinin yaşam kalitesini ve konut haklarını güvence altına alma sorumluluğunu bir kez daha vurguluyor.
Türkiye'de de özellikle İstanbul ve Ege-Akdeniz kıyılarındaki turistik bölgelerde kısa süreli konut kiralamaları konusunda benzer tartışmalar ve yasal düzenleme arayışları mevcuttur. Son yıllarda Türkiye'de de kısa süreli kiralama platformları üzerinden konut kiralamanın yaygınlaşması, özellikle büyük şehirlerde kira fiyatlarını etkilemiş ve komşuluk ilişkilerinde sorunlara yol açmıştır. Barselona örneği, Türkiye'deki karar alıcılar için, özel mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki dengeyi nasıl kuracakları konusunda değerli bir referans noktası sunabilir. Bu tür kararlar, küreselleşen dünyada şehirlerin kimliğini koruma ve sürdürülebilir bir yaşam alanı sunma çabalarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

