Barselona'nın sembol yapılarından Gran Teatre del Liceu, İspanya'nın yakın tarihindeki karanlık bir döneme ışık tutacak iddialı bir projeye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 4, 5 ve 6 Haziran 2027 tarihlerinde sahnelenecek olan "La rosa dels set pètals" (Yedi Yapraklı Gül) adlı yeni topluluk operası, Franco rejiminin kadınlar üzerindeki baskısını ve işçi sınıfının direnişini mercek altına alıyor. Eser, Barselona'nın Sant Andreu (Aziz Andre) bölgesindeki kadınların hafızasını onurlandırmayı ve onların hikayelerini geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor.
Bu opera, Liceu'nün yerel topluluklarla sanatsal bağlar kurmayı amaçlayan "Òpera Prima" (İlk Opera) projesinin ikinci büyük yapımı olma özelliğini taşıyor. Projenin ilk eseri olan ve 2022'de Raval bölgesinde geçen "La gata perdida" (Kayıp Kedi) gibi, "La rosa dels set pètals" da şehrin belirli bir mahallesinin sosyal ve tarihsel dokusunu sahneye taşıyor. Eserin adındaki "yedi yaprak", Sant Andreu bölgesini oluşturan yedi mahalleyi (Navas, la Sagrera, el Congrés i els Indians, Sant Andreu del Palomar, la Trinitat Vella, el Bon Pastor ve Baró de Viver) temsil ederken, "gül" ise Trinitat Vella kadın cezaevindeki mahkumların üretmek zorunda kaldığı plastik çiçeklere atıfta bulunuyor.
Operanın hikayesi, özellikle Franco rejiminin son on beş yılında Katalonya'daki kadınlara yönelik baskının acımasız bir sahnesi olan Trinitat Vella cezaevine odaklanıyor. Bu cezaevinde, "Cruzadas Evangélicas de Cristo Rey" (Evanjelik İsa Haçlıları) adlı rahibelerin uyguladığı "yeniden eğitim" programları, mahkum kadınlar için özellikle korkunç ve aşağılayıcı koşullar yaratmıştı. Libretto yazarı Blanca Bardagil, besteciler Tomàs ve Lucas Peire kardeşler ile sahne yönetmeni Israel Solà'nın ortak çalışmasıyla şekillenen bu eserde, "özgürlük, kadınlar, kimlik ve hafıza" gibi temel kavramlar işleniyor. Bu kavramlar, sadece operanın metnine ve müziğine değil, aynı zamanda sahnelemesine de derinlemesine yansıyacak.
Franco Dönemi Baskısı ve Kadınların Direnişi
İspanya İç Savaşı'nın (1936-1939) ardından General Francisco Franco'nun iktidara gelmesiyle başlayan diktatörlük dönemi (1939-1975), ülkenin tarihinde derin yaralar açmıştır. Bu dönemde özellikle kadınlar, rejimin ideolojik ve sosyal baskısının hedefi haline gelmiştir. Franco rejimi, kadınları geleneksel rollerine hapsetmeyi, siyasi ve sosyal hayattan izole etmeyi amaçlamıştır. Direniş gösteren, cumhuriyetçi görüşlere sahip olan veya sol hareketlerle bağlantılı olan kadınlar, ağır işkencelere, hapis cezalarına ve hatta ölüme mahkum edilmişlerdir. Trinitat Vella gibi cezaevleri, bu baskının somut örneklerinden biri olmuş, kadınların hem fiziksel hem de psikolojik olarak yok edilmeye çalışıldığı yerler haline gelmiştir.
Trinitat Vella kadın cezaevi, Katalonya'da Francoist rejimin son dönemlerinde kadın mahkumlar için bir "yeniden eğitim" merkezi olarak işlev görmüştür. Buradaki rahibelerin uyguladığı katı disiplin ve ideolojik dayatmalar, kadınların kimliklerini ve direniş ruhlarını kırmaya yönelikti. Mahkumların plastik çiçek yapma zorunluluğu gibi detaylar, onların hem fiziksel emeğini sömürmenin hem de direnişlerini sembolik olarak "güzelleştirme" adı altında bastırmanın bir aracı olmuştur. Bu tür hikayeler, İspanya'nın "Demokratik Hafıza Yasası" (Ley de Memoria Democrática) kapsamında yürütülen tarihsel adalet ve hafıza çalışmaları için büyük önem taşımaktadır.
Hafıza, Sanat ve Toplumsal Yansımalar
"La rosa dels set pètals" gibi sanat eserleri, geçmişle yüzleşme ve toplumsal hafızayı canlı tutma konusunda kritik bir rol oynamaktadır. Uzmanlar, operanın sadece bir sanat eseri olmanın ötesinde, Barselona'nın Sant Andreu bölgesindeki kadınların sessiz çığlıklarını duyurarak, gelecek nesillere önemli bir miras bırakacağını belirtiyor. Bu tür topluluk operaları, bölge sakinlerinin kendi tarihlerini ve kimliklerini sanatsal bir ifade biçimiyle keşfetmelerine olanak tanırken, aynı zamanda geçmişin travmalarıyla yüzleşmek için kolektif bir alan yaratır. Türkiye gibi benzer tarihsel süreçlerden geçmiş ülkelerde de sanatın, toplumsal hafızanın inşasında ve demokratikleşme süreçlerinde ne denli etkili olabileceği tartışmaları sürmektedir.
Operanın Gran Teatre del Liceu gibi prestijli bir sahnede yer alması, Franco döneminde acı çeken kadınların hikayelerinin sadece yerel bir mesele olmadığını, evrensel insan hakları ve direniş temalarıyla rezonans kurduğunu gösteriyor. Bu proje, aynı zamanda opera sanatının elitist algısını kırarak, onu daha geniş kitlelere ulaştırma ve toplumsal diyalog aracı olarak kullanma potansiyelini de ortaya koyuyor. "La rosa dels set pètals", Barselona'nın ve İspanya'nın zorlu geçmişiyle barışma yolculuğunda önemli bir adım teşkil ederken, kadınların tarihteki görünmez kahramanlıklarını onurlandırarak, onların seslerini bugüne ve geleceğe taşıyacak güçlü bir anıt olacaktır.



