İspanya'nın kuzeydoğusundaki Catalunya (Katalonya) özerk bölgesinin başkenti Barselona'nın önemli doğal miraslarından biri olan Parc Natural de Collserola (Collserola Tabiat Parkı), bu yaz yaşanan ikinci sıcak hava dalgasıyla birlikte orman yangını riski nedeniyle "Alfa Planı"nın en yüksek seviyelerinden biri olan 3. seviyeye çıkarıldı. Bölge genelinde "çok yüksek" olarak belirlenen yangın tehlikesi, Barselona Belediyesi (Ajuntament de Barcelona) ve Katalonya Özerk Yönetimi (Generalitat de Catalunya) yetkililerini teyakkuza geçirdi. Bu kritik durum, hem yerel halkı hem de yetkilileri maksimum dikkat ve işbirliğine davet ediyor.
Yangın Riski Yönetimi: Alfa Planı ve Alınan Tedbirler
Generalitat de Catalunya tarafından uygulanan "Pla Alfa" (Alfa Planı), orman yangınlarının önlenmesi ve yönetimi için tasarlanmış dört seviyeli bir acil durum protokolüdür. Seviye 1 düşük, Seviye 2 orta, Seviye 3 çok yüksek ve Seviye 4 ise aşırı yangın riski anlamına gelir. Collserola Tabiat Parkı'nın Seviye 3'e yükseltilmesi, bölgedeki tehlikenin ciddiyetini gözler önüne seriyor. Bu seviyenin aktif hale gelmesiyle birlikte, Barselona Belediyesi de Orman Yangını Riski için Belediye Eylem Planı'nı alarm aşamasına geçirdi.
Alınan tedbirler kapsamında, 15 Mart'tan itibaren ormanlık alanlara 500 metreden daha yakın mesafede kıvılcım çıkarabilecek her türlü ormancılık faaliyeti veya çalışması yasaklandı. Bu yasak, atık yakmayı ve barbekü yapmayı da kapsıyor. Vatandaşlardan azami dikkat ve işbirliği talep edilirken, parkın içinde ve çevresinde potansiyel yangın kaynaklarının önüne geçilmesi hedefleniyor. Bu tür kısıtlamalar, özellikle yaz aylarında Akdeniz iklimine sahip bölgelerde orman yangınlarını önlemede hayati öneme sahiptir. Geçtiğimiz yıllarda İspanya genelinde yaşanan yıkıcı orman yangınları, bu tür önleyici tedbirlerin ne denli kritik olduğunu acı bir şekilde göstermiştir.
Collserola: Barselona'nın Yeşil Akciğeri ve Artan Risk Faktörleri
Yaklaşık 8.000 hektarlık geniş bir alanı kapsayan Collserola Sıradağları Tabiat Parkı, Barselona metropol bölgesinin hemen yanı başında yer almasıyla eşsiz bir doğal değere sahiptir. Kentin "yeşil akciğeri" olarak bilinen bu park, zengin biyolojik çeşitliliği ve rekreasyonel alanlarıyla milyonlarca insana hizmet vermektedir. Ancak bu sürekli ve mozaik oluşturmayan ormanlık alan, yangın durumunda doğal yangın şeritlerinin eksikliğini de beraberinde getiriyor ki bu da yangınların kontrol altına alınmasını zorlaştırabilir.
Bu yılın ilk yarısı, Collserola için bir dizi olağanüstü faktörü bir araya getirdi. Kış ve ilkbahar aylarında yaşanan aşırı yağışlar, orman tabanında yoğun bir çalılık (sotabosc) ve bitki örtüsü oluşumuna neden oldu. Bu durum, normalde orman sağlığı için olumlu olsa da, yaz sıcaklarıyla birlikte büyük bir risk faktörüne dönüştü. Zira, bu yoğun bitki örtüsü, kuru ot ve dallarla birleşerek potansiyel bir "yakıt deposu" haline geldi. Üzerine, bölgede bir aydır yağmur yağmaması ve yüksek sıcaklıklar eklenince, yangın riski katlanarak arttı. Bu durum, Akdeniz ikliminin tipik özelliklerinden biri olan yaz kuraklığı ve yüksek sıcaklıkların, artan bitki örtüsüyle birleştiğinde nasıl felaketlere yol açabileceğinin bir göstergesidir.
Risk faktörlerini daha da artıran bir diğer önemli gelişme ise, Afrika domuz vebası (PPA - Pesta Porcina Africana) nedeniyle uygulanan kısıtlamalar oldu. Bu salgın hastalıkla mücadele kapsamında ormanlık alanlardaki insan ve araç hareketliliği sınırlandırıldığı için, yangın önleme amaçlı orman yönetimi çalışmaları ve temizlik faaliyetleri aksadı. Bu durum, parkın iç kesimlerindeki kuru ve yoğun bitki örtüsünün temizlenememesine ve dolayısıyla yangın riskinin artmasına yol açtı. Collserola Tabiat Parkı Konsorsiyumu Genel Müdürü Raimon Roda, durumu "endişe verici bir dönem" olarak nitelendirse de, geçmiş yıllara göre yangınla mücadele için "daha fazla araca sahip olduklarını ve daha iyi hazırlandıklarını" belirtiyor. Bu hazırlık, hem teknolojik altyapıyı hem de insan kaynaklarını güçlendirme çabalarını içeriyor.
Küresel İklim Değişikliği ve Akdeniz Havzasındaki Yangınlarla Mücadele
Collserola'da yaşanan bu durum, küresel iklim değişikliğinin Akdeniz havzasındaki etkilerinin somut bir örneğidir. İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Türkiye gibi Akdeniz ülkeleri, her yaz artan sıcaklıklar ve kuraklık nedeniyle yıkıcı orman yangınlarıyla mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Bu yangınlar sadece doğal yaşamı yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda milyarlarca Euro'luk ekonomik zarara yol açıyor ve insan sağlığı ile yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Türkiye de son yıllarda özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında benzer büyüklükte ve yıkıcılıkta orman yangınları deneyimlemiştir, bu da İspanya ile benzer iklimsel zorlukları paylaştığını ve ortak çözümlerin önemini göstermektedir.
Collserola'da yangın riskini azaltmak için her yıl "Yangın Önleme Cihazı (DPI)" adı verilen bir sistem aktive edilmektedir. Bu sistem, gözetleme kulelerindeki gözlemciler aracılığıyla parkın sürekli izlenmesini ve bölgede devriye gezen mobil ekiplerin anında müdahale etmesini içerir. Gelişen teknolojiyle birlikte insansız hava araçları (İHA) ve uydu görüntüleri gibi ek araçlar da yangın tespiti ve mücadelesinde kullanılmaya başlanmıştır. Ancak en iyi önleyici tedbir, halkın bilinçlendirilmesi ve işbirliğidir. Sigara izmaritlerinin atılmaması, cam ve plastik gibi yangın başlatabilecek maddelerin ormanlık alanlara bırakılmaması, piknik ve mangal kurallarının titizlikle uygulanması gibi basit ama etkili önlemler, büyük felaketlerin önüne geçebilir.
Uzmanlar, iklim değişikliğinin etkileri arttıkça orman yangınlarının daha sık ve şiddetli hale geleceği konusunda uyarıyor. Bu nedenle, sadece acil durum planlarını güçlendirmekle kalmayıp, aynı zamanda orman yönetimi stratejilerini iklim değişikliğine uyumlu hale getirmek, yangına dayanıklı bitki türlerini teşvik etmek ve ekolojik restorasyon çalışmalarına ağırlık vermek büyük önem taşımaktadır. Collserola örneği, kentsel alanlara yakın tabiat parklarının korunmasının, hem ekolojik denge hem de insan sağlığı açısından ne denli kritik olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Bu tür doğal alanların korunması, gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakma sorumluluğumuzun da bir parçasıdır.

