Barselona'nın simgesel kültür sanat mekânlarından Gran Teatre del Liceu (Liceu Büyük Tiyatrosu) önünde, onlarca Ukraynalı eylemci, Rus soprano Anna Netrebko'nun tiyatronun 2026/27 sezon açılışında sahnelenecek olan Giuseppe Verdi'nin ünlü operası 'Aida'daki rol almasının planlanmasını protesto etti. Eylemciler, "Liceu'ya yazıklar olsun, Putin terörist!" sloganları atarak, Netrebko'nun Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile olan geçmiş bağları nedeniyle sahneden çekilmesi çağrısında bulundu. Bu protesto, sanat ve siyasetin kesişim noktasında yaşanan gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi.
Tiyatro binasının önünde toplanan Ukraynalı topluluk üyeleri, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşın devam ettiği bir dönemde, Putin'e yakınlığıyla bilinen bir sanatçının Barselona gibi önemli bir Avrupa kentinde sahne almasının kabul edilemez olduğunu savundu. Ellerinde Ukrayna bayrakları ve Netrebko'nun sahneden çekilmesini talep eden pankartlarla toplanan protestocular, Liceu yönetimini "ahlaki sorumluluk" almaya ve sanatçı seçimlerinde daha dikkatli olmaya çağırdı. Bu eylem, sadece Netrebko'ya yönelik bir tepki olmanın ötesinde, Avrupa genelinde kültürel kurumların Rus sanatçılarla ilişkileri konusunda yaşadığı ikilemi de yansıtıyor.
Giuseppe Verdi'nin Mısır ve Etiyopya arasındaki savaşı konu alan 'Aida' operasının, mevcut jeopolitik gerilimler ışığında sahnelenmesinin planlanması, protestonun sembolik anlamını daha da güçlendirdi. Netrebko'nun 'Aida'da başrollerden birini üstleneceği haberi, Ukraynalı topluluk arasında büyük tepkiye yol açmıştı. Protestocular, sanatın siyasetten bağımsız olduğu argümanını reddederek, özellikle savaş dönemlerinde sanatçıların ve kültürel kurumların net bir duruş sergilemesi gerektiğini vurguladılar. Bu durum, Batı dünyasında "iptal kültürü" tartışmalarını da yeniden alevlendirdi.
Anna Netrebko Tartışması ve Arka Planı
Anna Netrebko, dünya çapında tanınan, güçlü sesi ve sahne performansıyla övgüler toplayan bir soprano olmasına rağmen, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesinin ardından siyasi duruşu nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kaldı. Netrebko, 2014 yılında Ukrayna'nın doğusundaki Rusya yanlısı ayrılıkçıların liderlerinden biriyle fotoğraf çektirmiş ve Donetsk'teki bir opera binasına bağışta bulunmuştu. Ayrıca, geçmişte Vladimir Putin'e olan desteğini açıkça ifade etmişti. Savaşın başlamasının ardından, uluslararası baskı altında kalsa da, savaşı kınamakta geç kalması ve yaptığı açıklamaların yeterince ikna edici bulunmaması, birçok Batılı kültür kurumu tarafından performanslarının iptal edilmesine yol açtı. New York Metropolitan Operası ve Münih Devlet Operası gibi prestijli kurumlar, Netrebko ile olan anlaşmalarını feshetmişti.
Liceu Büyük Tiyatrosu'nun Netrebko ile 2026/27 sezonu için anlaşma yapması, tiyatronun sanat ve siyaset arasındaki dengeyi nasıl kurduğu konusunda tartışmaları beraberinde getirdi. Tiyatro yönetimi, sanatçıların siyasi görüşlerinden bağımsız olarak sanatsal değerlerine odaklandığını savunurken, eleştirenler bu duruşu "savaş suçlarına karşı sessiz kalmak" olarak yorumluyor. İspanya'da yaşayan Ukraynalı mültecilerin sayısı, savaşın başlamasından bu yana önemli ölçüde artış gösterdi; Birleşmiş Milletler verilerine göre İspanya, Avrupa'da en çok Ukraynalı mülteciye ev sahipliği yapan ülkelerden biri konumunda. Bu durum, Barselona gibi şehirlerde Ukrayna topluluğunun hassasiyetini ve sesini daha da yükseltmesine neden oluyor.
Kültürel Kurumların İkilemi ve Gelecek Etkileri
Bu tür protestolar, Avrupa genelindeki kültürel kurumların karşı karşıya olduğu zorlu bir ikilemi gözler önüne seriyor. Bir yanda sanatsal özgürlük ve ifade hürriyeti ilkesi, diğer yanda ise ahlaki sorumluluk ve toplumsal duyarlılık baskısı bulunuyor. Kültür ve sanat uzmanlarına göre, Rusya-Ukrayna savaşı, sanatın apolitik olduğu yönündeki geleneksel argümanı derinden sarsmış durumda. Artık birçok kurum, sanatçı seçimlerinde sadece sanatsal yeteneği değil, aynı zamanda sanatçının etik duruşunu ve siyasi geçmişini de göz önünde bulundurmak zorunda kalıyor.
Liceu'daki bu protesto, sadece Anna Netrebko'nun gelecekteki performanslarını değil, aynı zamanda İspanya'daki ve genel olarak Avrupa'daki kültürel kurumların Rus sanatçılarla ilişkilerini yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Bu tür olaylar, kültürel diplomasinin ve uluslararası işbirliğinin geleceği üzerinde de önemli etkiler yaratma potansiyeli taşıyor. Sanatın birleştirici gücü, çatışma dönemlerinde ayrıştırıcı bir unsur haline gelirken, kültürel kurumlar bu karmaşık denklemi çözmek için yeni stratejiler geliştirmek zorunda kalacaklar. Barselona'daki bu olay, sanat dünyasının küresel olaylara kayıtsız kalamayacağının ve siyasi gelişmelerin kültürel sahneyi derinden etkilemeye devam edeceğinin bir göstergesi niteliğindedir.



