Barselona’daki okulların dış ortam havasındaki azot dioksit (NO₂) konsantrasyonu, 2018 ile 2025 yılları arasında yüzde 40 oranında azaldı. Barselona hava kalitesi raporuna göre, geçen yıl ilkokul merkezlerinin yüzde 26'sı, Avrupa'nın 2030 yılı için belirlediği NO₂ yasal limitine uygun seviyelerdeydi. Tüm okullar mevcut yasal sınırlar içinde yer alsa da, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından önerilen ideal seviyeye henüz ulaşılamadığı belirtildi. Bu önemli düşüş, şehirdeki hava kalitesinin genel olarak iyileşme eğiliminde olduğunu gösteriyor ve özellikle çocuklar gibi hassas gruplar için olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Genel olarak, şehirdeki hava kalitesinde iyileşme eğilimi devam ediyor. Başlıca kirleticiler olan NO₂, PM10 ve PM2,5 partiküllerinde kademeli bir azalma gözlemleniyor ve bu durum, tarihi düşük seviyelere işaret ediyor. Bu başarı, Barselona Belediyesi ve ilgili kurumların uyguladığı çevre politikalarının ve farkındalık çalışmalarının bir sonucu olarak yorumlanabilir. Şehrin yeşil alanlarını artırma, toplu taşımayı teşvik etme ve düşük emisyonlu bölgeler oluşturma gibi adımları, bu olumlu tabloya katkıda bulunmuştur.
Bölgelere Göre Değişen Maruziyet Seviyeleri ve Çocuk Sağlığı
Okullardaki hava kalitesini bilmek büyük önem taşıyor, çünkü çocuklar hava kirliliğinin zararlı etkilerine karşı oldukça hassas bir nüfus grubunu oluşturuyor ve okul merkezlerinde uzun saatler geçiriyorlar. Maruziyet seviyesi, okulların çevresindeki trafik hacmine bağlı olarak bölgelere göre farklılık gösteriyor. Özellikle büyük şehirlerde, okulların ana yollar veya yoğun trafikli caddeler üzerinde bulunması, çocukların daha yüksek kirletici seviyelerine maruz kalmasına neden olabiliyor.
Eixample ve Ciutat Vella bölgelerindeki okullar, 2018'de mevcut yasal değerin (yüzde 40) üzerinde yer alırken, kirlilik seviyelerini önemli ölçüde düşürdüler. Ancak, bu bölgeler hala 2030 yılı yasal değerinin (yüzde 20) üzerinde seyrediyor. Çoğu bölge bu seviyenin hemen üzerinde yer alırken, yalnızca Nou Barris ve Sarrià – Sant Gervasi bu yüzde 20'lik oranın altında kalıyor. Ancak, Barselona'nın 10 bölgesinin hiçbiri, DSÖ tarafından belirlenen yüzde 10'luk ideal kılavuz seviyeye ulaşabilmiş değil. Bu durum, şehir genelinde hala yapılması gereken çok iş olduğunu gösteriyor.
Hava Kirliliğinin Sağlık Üzerindeki Doğrudan Etkisi ve İyileşmenin Sonuçları
Hava kirliliği seviyeleri, insan sağlığı üzerinde doğrudan bir etkiye sahip. 2025 yılında, hava kirliliği, ölümlerin yüzde 7'sinden (2018/2019'da yüzde 13), çocuk astım vakalarının yüzde 30'undan (2018/2019'da yüzde 51) ve yeni akciğer kanseri vakalarının yüzde 10'undan (2018/2019'da yüzde 17) sorumluydu. Bu istatistikler, hava kirliliğinin halk sağlığı üzerindeki ciddi yükünü açıkça ortaya koyuyor. Özellikle solunum yolu hastalıkları ve kardiyovasküler rahatsızlıklar, hava kirliliğinin en belirgin sonuçları arasında yer alıyor.
Son yıllardaki hava kalitesi iyileşmesi, sağlık üzerindeki olumsuz etkilerin tahminini de önemli ölçüde azalttı. Rapora göre, kronik hava kirliliğine maruz kalmaya bağlı ölümler, 2020-2024 dönemine göre yüzde 15 azaldı. Bu da yaklaşık 200 ölümün önlenmesi anlamına geliyor. Yeni çocuk astım vakalarında ise yüzde 25'lik bir düşüş (200 yeni vaka daha az) ve akciğer kanseri vakalarında yüzde 22'lik bir azalma (30 yeni vaka daha az) yaşandı. Eğer şehir, 2030 yılı için belirlenen yasal limitlere uysaydı, ölüm oranları yüzde 27, yeni çocuk astım vakaları yüzde 17 ve yeni akciğer kanseri vakaları yüzde 29 oranında düşecekti. Bu veriler, hava kalitesi iyileşmesinin doğrudan yaşam kurtardığını ve hastalık yükünü azalttığını gösteriyor.
Hava Kalitesini İyileştirmeye Yönelik Öneriler ve Küresel Bağlam
Hava kirliliği, özellikle büyük Avrupa şehirlerinde halk sağlığı için en önemli çevresel riski oluşturuyor ve başlıca kaynağı motorlu taşıt trafiği, özellikle de NO₂ emisyonları. Barselona Halk Sağlığı Ajansı tarafından hazırlanan raporlar da bu tespiti destekliyor. Partikül maddelerin (PM10 ve PM2,5) kaynağı ise daha çeşitli olup, trafik veya inşaat gibi insan kaynaklı faaliyetlerin yanı sıra meteorolojik faktörler, Sahra tozu, deniz tuzu veya toprak erozyonu gibi doğal nedenlerden de kaynaklanabiliyor. Atmosferdeki ikincil reaksiyonlar da partikül oluşumuna katkıda bulunuyor.
Raporun ana sonuçlarına dayanarak, hava kalitesini iyileştirmek için bazı öneriler sunuluyor. Bunlar arasında motorlu taşıt hareketliliğini azaltma, toplu taşımayı, aktif ulaşımı (yürüme ve bisiklet) ve uzaktan çalışmayı teşvik etme ihtiyacı öne çıkıyor. Ayrıca, özellikle en kirli bölgelerde özel araç kullanımını sınırlayan önlemlerle kentsel tasarımın iyileştirilmeye devam edilmesi gerektiği belirtiliyor. Partikül emisyonu yapan diğer kaynaklara karşı da harekete geçilmesi ve iklim değişikliğini hafifletmeye yönelik eylemlerin güçlendirilmesi tavsiye ediliyor. Türkiye'de de İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde benzer hava kirliliği sorunları yaşanmakta olup, Barselona'nın bu deneyimleri, Türk şehirleri için de önemli dersler ve uygulanabilir stratejiler sunabilir. Özellikle toplu taşımanın geliştirilmesi, yeşil alanların artırılması ve düşük emisyonlu bölgelerin oluşturulması gibi adımlar, Türkiye'deki hava kalitesini iyileştirmek adına kritik öneme sahiptir.



