Barselona'nın kalbinden yükselen, sinemaya adanmış samimi bir saygı duruşu niteliğindeki "La vida és Verdi" (Hayat Verdi'dir) adlı film, yönetmen Berta García Lacht'ın ilk uzun metrajlı eseri olarak dikkat çekiyor. Yanira ve Séfora adında iki genç kızın, Barselona'nın en eski ve hala aktif sinemalarından biri olan Verdi Sinemaları'nın 100 yıllık tarihini konu alan bir film çekmeye karar vermesiyle başlayan bu yapım, izleyicileri sinemanın büyülü dünyasına ve Gràcia (Gracia) semtinin ruhuna davet ediyor. Geçtiğimiz yaz sadece 15 gün gibi kısa bir sürede çekilen film, hem bağımsız sinemanın zorluklarını hem de sinemanın toplumsal bellekteki yerini mizahi ve dokunaklı bir dille ele alıyor.
Yönetmen Berta García Lacht, daha önce "Maruja" (2022) adlı kısa filmi ve "Proyecto Tetas" (2020) adlı fotoğraf çalışmasıyla tanınan bir isim. "La vida és Verdi" ile ilk uzun metraj deneyimini yaşayan Lacht, Yanira ve Séfora gibi daha önce kamera karşısına geçmemiş iki çocuğu, usta aktör Richard Gere ile bir araya getirme fikrinin çok eğlenceli olduğunu belirtiyor. Filmin amacının sadece sinema tarihini anlatmak değil, aynı zamanda sinemaya duyulan aşkı farklı perspektiflerden, beklenmedik ve absürt durumlarla ele almak olduğunu vurgulayan Lacht, bu sayede izleyicileri yeni düşünsel ve duygusal alanlara taşımayı hedefliyor.
Film, sinema dünyasının önde gelen isimleri Albert Serra, J. A. Bayona ve Isabel Coixet (aynı zamanda filmin ortak yapımcısı) gibi yönetmenlerle yapılan röportajlara yer verirken, aynı zamanda sinema salonunun temizlik görevlileri ve Gràcia semti sakinleriyle de samimi sohbetler gerçekleştiriyor. García Lacht için "sinemanın hep birlikte yapıldığı" fikri büyük önem taşıyor. Bu farklı tanıklıklar sayesinde film, Verdi Sinemaları'nın ilk yıllarından itibaren ev sahipliği yaptığı aşkları, düğünleri ve diğer toplumsal kutlamaları gün yüzüne çıkararak, bir sinema salonunun sadece film izlenen bir yer olmaktan öte, bir topluluğun ortak anılarına ev sahipliği yapan yaşayan bir mekan olduğunu gözler önüne seriyor.
Gràcia ve Verdi Sinemaları: Bir Direniş Sembolü
"La vida és Verdi", aynı zamanda yönetmenin çocukluğundan beri yaşadığı Gràcia semtinin güncel gerçekliğini de yansıtan bir portre sunuyor. Bu bağlamda García Lacht, filmin ana eksenini Gràcia'daki Roman (Çingene) topluluğu olarak belirlediğini ifade ediyor. Yönetmen, "Benim için Roman halkı, soylulaşmaya (gentrification) karşı direnişin en büyük temsilcisi; çünkü onlar semtin en eski sakinleri ve direnenler onlar" sözleriyle, bu topluluğun mahalledeki kültürel ve sosyal önemine dikkat çekiyor. Barselona gibi büyük şehirlerde hızla yayılan soylulaşma, yerel dokuyu ve toplulukları tehdit ederken, Roman topluluğunun bu değişime karşı duruşu, filmin ana mesajlarından birini oluşturuyor.
Bu direniş ruhu, Verdi Sinemaları'nın kendisi tarafından da sembolize ediliyor. Geçmişte birçok kriz atlatan Verdi Sinemaları, şu anda bitişiğindeki bir süpermarketin yerini alacak iki yeni salonla genişleme projesi içinde. Bu durum, Barselona'da alışılmadık bir başarı hikayesi olarak öne çıkıyor; zira şehirde genellikle tam tersi bir süreç yaşanıyor ve tarihi sinemalar kapanarak yerlerini ticari işletmelere bırakıyor. Örneğin, eski Cinema Liceu (Lise Sineması) gibi birçok sinema salonu, bir süpermarkete dönüşerek kültürel işlevini yitirmişti. Verdi'nin sahibi Adolfo Blanco'nun filmde "Bu ölümsüzdür" sözleri, sinemanın ve kültürel mirasın ayakta kalma mücadelesinin bir özeti niteliğinde.
İspanyol Sinemasının Kalbi ve Yeni Nesil Yönetmenler
Film, İspanyol sinemasının farklı kuşaklarından ve tarzlarından önemli isimleri bir araya getirerek, sinemanın zenginliğini ve çeşitliliğini gözler önüne seriyor. Avangart sinemanın önemli temsilcilerinden Albert Serra, uluslararası alanda büyük başarılara imza atan J. A. Bayona ve kadın yönetmenlerin öncülerinden Isabel Coixet'in filme verdikleri destek ve katkılar, "La vida és Verdi"yi sadece yerel bir hikaye olmaktan çıkarıp, daha geniş bir sinema perspektifine taşıyor. Özellikle Isabel Coixet'in filmin ortak yapımcısı olması, projeye hem sanatsal hem de endüstriyel anlamda önemli bir güç katıyor. Bu durum, İspanyol sinemasında dayanışmanın ve yeni yeteneklere verilen desteğin bir göstergesi olarak da okunabilir.
Berta García Lacht'ın yönetmenlik yaklaşımı, filmin hızlı çekim süreciyle de kendini gösteriyor. Sadece 15 günde tamamlanan çekimler, çocuk başrol oyuncularının günlük beş saatlik çalışma sınırlamaları nedeniyle yoğun bir tempoda ilerlemiş. Yönetmen Lacht, "Çok karmaşıktı, çoğu zaman her sahneden iki kareden fazla çekemiyorduk ve üstelik daha önce kamera karşısına hiç geçmemiş, senaryoyu ezberlemesini istemediğim oyuncularla çalışıyorduk" diyerek bu zorlu süreci anlatıyor. Buna rağmen ortaya çıkan eserden büyük gurur duyduklarını belirten Lacht, filmin adeta bir mucize olduğunu ve herkesin çabasıyla ortaya çıktığını vurguluyor. Bu, bağımsız sinemanın kısıtlı imkanlarla bile nasıl yaratıcı ve etkileyici sonuçlar doğurabileceğinin çarpıcı bir örneği.
"La vida és Verdi", Barselona'nın kültürel dokusuna ve sinema mirasına bir saygı duruşu olmanın ötesinde, aynı zamanda bir mahallenin kimliğini koruma mücadelesini ve sinemanın insanlar arasındaki bağları nasıl güçlendirdiğini anlatan evrensel bir hikaye sunuyor. Türkiye'de de benzer şekilde tarihi sinema salonlarının kapanması ve şehir merkezlerindeki mahallelerin soylulaşma baskısı altında dönüşmesi gibi sorunlar yaşanırken, bu film kültürel alanların korunmasının ve yerel toplulukların sesinin duyulmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Berta García Lacht'ın bu "aşk mektubu", sinemanın sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir direniş, hafıza ve topluluk oluşturma aracı olduğunu güçlü bir şekilde ifade ediyor.



