Barselona sokakları, son dönemde yaşanan aşırı sıcak hava dalgalarının etkisiyle adeta bir cehennemi andırırken, bu zorlu koşullarda çalışan kuryelerin durumu kamuoyunun ve yetkililerin dikkatini çekiyor. İspanya İş Teftiş Kurumu (Inspección de Trabajo), yemek dağıtım devi Glovo'ya, Barselona'da kırmızı kodlu sıcaklık uyarısı sırasında hizmet vermeye devam etmesi nedeniyle ciddi bir yaptırım uygulama kararı aldı. Bu karar, iş sağlığı ve güvenliği temel yönetmeliklerinin ihlal edildiği gerekçesiyle alındı ve dijital platformların çalışanlarına karşı sorumluluklarını bir kez daha tartışmaya açtı.
Şehrin kavurucu sıcağı altında pedal çeviren veya motosiklet kullanan kuryeler, sadece yüksek sıcaklıkla değil, aynı zamanda çalışma koşulları ve sosyal güvencesizlik sorunlarıyla da mücadele ediyor. Bu durum, sadece Barselona'ya özgü bir sorun olmaktan öte, küresel "gig ekonomisi"nin (paylaşım ekonomisi) karanlık yüzünü gözler önüne seriyor. Daha önce Milano'da benzer bir aşırı sıcak olayında Glovo'nun İtalya'daki şirketine ceza kesilmiş, hatta Hong Kong'da Delivery Hero (o dönemde Glovo'nun sahibi) şirketi, tayfun uyarısı sırasında yaralanan bir kuryeye tazminat ödemeye mahkum edilmişti. Bu vakalar, şirketlerin çalışanlarının güvenliğini hiçe sayan uygulamalarının uluslararası alanda da yankı bulduğunu gösteriyor.
İspanya'daki mevcut yasal düzenlemeler, "Rider Law" (Kurye Yasası) olarak bilinen ve dijital platform kuryelerinin "sahte otonom" (falsos autónomos) statüsünden çıkarılarak şirket çalışanı olarak kabul edilmesini öngören bir kanunla, kuryelerin iş güvencesizliğini bir nebze olsun hafifletmeyi amaçlamıştı. Ancak Barselona Savcılığı, Glovo'nun kurucusu ve CEO'su Oscar Pierre hakkında, mahkeme kararlarına rağmen kuryelerini "sahte otonom" olarak çalıştırmaya devam etmesi nedeniyle dava açılmasını talep etti. Bu durum, yasalara rağmen şirketlerin direncini ve işçi hakları mücadelesinin ne denli çetin olduğunu gözler önüne seriyor.
İklim Değişikliği ve İşçi Sağlığı: Küresel Bir Sorun
Son yıllarda Avrupa genelinde, özellikle de Akdeniz kuşağında yaşanan aşırı sıcak hava dalgaları, iklim değişikliğinin somut bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bilim insanları, bu tür ekstrem hava olaylarının sıklığının ve şiddetinin artmaya devam edeceği konusunda uyarıyor. Bu durum, özellikle dış mekânda çalışan kuryeler, inşaat işçileri ve tarım işçileri gibi meslek grupları için ciddi sağlık riskleri taşıyor. Aşırı sıcaklar, dehidrasyon, sıcak çarpması, kalp krizi ve diğer sağlık sorunlarına yol açarak işçilerin yaşam kalitesini ve verimliliğini olumsuz etkiliyor. İspanya'da bu konuda farkındalık artarken, Türkiye'de de benzer iklim koşullarında çalışan işçilerin korunması için daha sıkı önlemler alınması gerektiği uzmanlarca vurgulanıyor.
Gig ekonomisi, küresel çapta milyarlarca dolarlık bir sektör haline gelmiş durumda. Ancak bu büyüme, çoğu zaman çalışanların haklarından feragat edilerek elde ediliyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve çeşitli insan hakları kuruluşları, dijital platformların iş modellerinin işçi haklarını erozyona uğrattığını ve sosyal koruma mekanizmalarını zayıflattığını belirtiyor. Türkiye'de de Yemeksepeti Banabi, Getir, Trendyol Go gibi platformlarda çalışan kuryelerin "sahte otonom" statüsü, düşük ücretler, uzun çalışma saatleri ve sosyal güvencesizlik gibi sorunlar sıkça gündeme geliyor. Bu durum, İspanya'daki gelişmelerle paralellik göstererek, yerel ve uluslararası düzeyde işçi hakları mücadelesinin aciliyetini ortaya koyuyor.
Bireysel Sorumluluk ve Toplumsal Kayıtsızlık
Haber metninde vurgulandığı üzere, bu sorunun sadece şirketlerin ve devletin sorumluluğunda olmadığını, bireysel tüketici davranışlarının da önemli bir rol oynadığını belirtmek gerekiyor. Aşırı hava koşullarında sipariş vermenin etik boyutu, birçok kişinin göz ardı ettiği bir gerçek. Bazıları, sipariş vermemenin kuryelerin zaten kısıtlı olan gelirlerini daha da düşüreceğini savunsa da, bu argüman genellikle vicdanı rahatlatmak için kullanılan bir bahane olarak görülüyor. Ekranların arkasında, kuryenin yüzünü görmeden, sadece istediğimiz ürüne hızlıca ulaşma kolaylığı, insani empatiyi köreltme potansiyeli taşıyor.
Bu durum, dijitalleşmenin getirdiği bir tür "insansızlaştırma" sendromuna işaret ediyor olabilir. Kuryeleri, sanki sıcak veya yağmurdan etkilenmeyen, sadece bir hizmeti yerine getiren robotlar gibi algılama eğilimi, toplumsal kayıtsızlığın tehlikeli bir boyutunu oluşturuyor. Oysa onlar da bizim gibi, hatta bizden daha fazla, bu zorlu koşullardan etkilenen, geçimini sağlamak için pedal çevirmek zorunda kalan insanlar. Bu günlerde, Barselona sokaklarında ve dünyanın dört bir yanında, kayıtsızlık adeta "toptan" bir şekilde tüketiliyor, insan onuruna yakışır çalışma koşulları talebi ise çoğu zaman göz ardı ediliyor. Bu durum, hem şirketlerin hem de bireylerin sorumluluklarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini acı bir şekilde hatırlatıyor.



