Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (EUDA) tarafından yayınlanan son verilere göre, İspanya'nın önemli şehirlerinden Barselona (Barcelona) atık sularında kokain tespiti, 2024 yılı verilerine göre bir önceki yıla kıyasla neredeyse üç kat artış gösterdi. Bu endişe verici durum, şehrin atık sularındaki madde miktarının %185 oranında yükseldiğini ortaya koyarken, Barselona'nın kokain tüketiminde 2017 seviyelerine geri döndüğünü işaret ediyor. Yıllar süren düşüşün ardından gözlemlenen bu keskin yükseliş, hem yerel yönetimleri hem de kamu sağlığı uzmanlarını alarma geçirdi.
Söz konusu çalışma, uyuşturucu tüketimindeki artışın Barselona gibi büyük metropollerde ne denli hızlı ve çarpıcı olabileceğini gözler önüne seriyor. Özellikle turizm ve gece hayatının yoğun olduğu şehirlerde, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması toplumsal ve sağlık açısından ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Barselona'daki bu artış, uyuşturucu kaçakçılığı ağlarının gücünü ve maddeye erişimin kolaylaştığını gösteren önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.
İspanya Şehirlerindeki Durum ve Avrupa Bağlamı
EUDA ve SCORE adlı araştırma ağı tarafından yürütülen bu kapsamlı çalışmada, Barselona'daki artış dikkat çekse de, İspanya'da mutlak değerler açısından Lleida şehrinin Barselona'nın önünde yer aldığı belirtiliyor. Daha önceki yıllarda İspanya genelinde lider konumda olan ve Avrupa'da Anvers'ten (Antwerp) sonra ikinci sırada yer alan Tarragona ise ne yazık ki bu yılki çalışmaya katılmadı. Tarragona'nın yokluğu, genel sıralamada değişikliklere neden olurken, İspanya'nın uyuşturucu haritasındaki dinamiklerin sürekli değiştiğini bir kez daha kanıtlıyor.
Atık su analizi (kanalizasyon epidemiyolojisi) yöntemi, şehirlerdeki uyuşturucu tüketim eğilimlerini anonim ve gerçek zamanlı olarak izlemek için kullanılan etkili bir bilimsel araçtır. Bu yöntem, kanalizasyon sistemlerinden alınan örneklerdeki uyuşturucu metabolitlerinin yoğunluğunu ölçerek, belirli bir bölgedeki ortalama madde kullanım düzeyini tahmin etmeye olanak tanır. SCORE araştırma ağı, Avrupa genelinde 25 ülkeden (AB üyesi 23 ülke, Norveç ve Türkiye dahil) 115 şehrin gönüllü verilerini toplayarak bu önemli raporu hazırlamaktadır. EUDA İcra Direktörü Dr. Lorraine Nolan, "Avrupa'nın atık suları, yaygın, çeşitli ve sürekli değişen bir uyuşturucu fenomeninin hikayesini anlatıyor" diyerek çalışmanın kamu sağlığı açısından taşıdığı önemi vurgulamıştır.
Uyuşturucu Eğilimleri, Türkiye Bağlantısı ve Mücadele
İspanya, coğrafi konumu itibarıyla Latin Amerika'dan Avrupa'ya gelen kokainin ana giriş kapılarından biri olarak kabul edilmektedir. Ülkenin Atlantik ve Akdeniz kıyılarındaki büyük limanları (Valencia, Algeciras, Barselona gibi), uyuşturucu kaçakçılığı için stratejik birer geçiş noktası oluşturmaktadır. Son yıllarda Avrupa genelinde kokainin saflığı ve erişilebilirliği artarken, bu durum tüketim oranlarını da doğrudan etkilemektedir. Raporda belirtilen Barselona'daki artış, bu genel Avrupa eğiliminin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Uyuşturucu kullanımındaki artış, sadece bireysel sağlık sorunlarına değil, aynı zamanda suç oranlarında artış, kamu güvenliği sorunları ve sosyal dokunun bozulması gibi geniş kapsamlı toplumsal etkilere de yol açmaktadır.
SCORE ağına Türkiye'den de şehirlerin katılması, uluslararası uyuşturucu izleme ve mücadele çabalarının küresel doğasını göstermektedir. Türkiye, Doğu ile Batı arasında köprü görevi gören stratejik konumu nedeniyle, Avrupa ve Asya arasındaki uyuşturucu ticaret yollarında önemli bir transit ülke konumundadır. Özellikle Latin Amerika'dan Avrupa'ya ulaşan ve buradan Orta Doğu ile Asya pazarlarına yönelen kokain trafiğinde Türkiye'nin rolü zaman zaman gündeme gelmektedir. Bu nedenle, atık su analizleri gibi bilimsel yöntemlerle elde edilen veriler, ulusal ve uluslararası uyuşturucu politikalarının belirlenmesinde, önleme stratejilerinin geliştirilmesinde ve tedavi hizmetlerinin planlanmasında kritik bir rol oynamaktadır. Barselona örneği, uyuşturucuyla mücadelenin sadece kolluk kuvvetlerinin görevi olmadığını, aynı zamanda kamu sağlığı, sosyal hizmetler ve eğitim alanında bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.


