Barselona Üniversitesi'nin tarihi Paranimf (ana salonu), geçtiğimiz Cuma günü "Hukuk ve Soykırım" başlıklı önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Salon, Filistin topraklarındaki insan hakları ihlallerine dikkat çekmek ve uluslararası hukukun üstünlüğünü vurgulamak amacıyla düzenlenen bu etkinliğe katılmak isteyen yüzlerce dinleyiciyle dolup taştı. Birleşmiş Milletler (BM) İşgal Altındaki Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, Filistinli avukat Raji Sourani ve hukukçu Elisenda Calvet'in konuşmacı olarak yer aldığı etkinlikte, katılımcılar Filistin'e yönelik "sömürgeci zihniyetin" sona erdirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Adli Direniş Ofisi (BERJ) ve İsrail ile Suç Ortaklığına Yeter Koalisyonu tarafından düzenlenen bu toplantı, uluslararası hukukun günümüzde "ıslak kağıt" gibi değersizleştirildiği bir dönemde, hukukun yeniden tesis edilmesi gerektiği mesajını güçlü bir şekilde iletti. Konuşmacılar, özellikle Filistin meselesinde göz ardı edilen uluslararası hukuk ilkelerinin altını çizerek, bu durumun küresel barış ve adalete yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Etkinlik, akademik çevrelerden sivil toplum kuruluşlarına kadar geniş bir yelpazeden destek gördü ve Filistin halkının haklarına yönelik farkındalığı artırmayı hedefledi.
BM Özel Raportörü Francesca Albanese, konuşmasında uluslararası hukukun Filistin'deki ihlaller karşısında ne denli zorlandığına dikkat çekti. Albanese, görevi gereği hazırladığı raporlarda İsrail'in işgal altındaki topraklardaki eylemlerinin uluslararası hukuka aykırılığını defalarca vurgulamıştı. Barselona'daki bu platformda da, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının engellenmesinin ve yerleşim politikalarının "sömürgeci bir zihniyetin" ürünü olduğunu açıkça ifade etti. Bu tür bir zihniyetin, uluslararası toplumun adalet ve eşitlik ilkelerine olan inancını sarstığını ve kalıcı bir barışın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirtti.
Filistinli avukat Raji Sourani ise, Gazze'deki İnsan Hakları Merkezi'nin (PCHR) kurucusu olarak edindiği deneyimlerle, işgalin Filistinlilerin günlük yaşamları üzerindeki yıkıcı etkilerini gözler önüne serdi. Sourani, uluslararası mahkemelerde ve insan hakları platformlarında Filistinlilerin haklarını savunmak için verdiği mücadeleyi anlattı. Konuşmasında, uluslararası hukukun sadece teorik bir kavram olmaktan çıkıp, ihlallerin sorumlularını hesap vermeye zorlayan pratik bir araç haline gelmesi gerektiğinin altını çizdi. "Sömürgeci zihniyet," Sourani'ye göre, Filistin topraklarının ilhakını meşrulaştırmaya çalışan, uluslararası hukuku hiçe sayan ve Filistin halkını kendi topraklarında yabancılaştıran bir ideolojiyi temsil ediyor.
Uluslararası Hukukun Sınavı ve Filistin Sorununun Tarihsel Arka Planı
Filistin sorunu, İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen uluslararası düzenin en karmaşık ve uzun soluklu meselelerinden biridir. 1948'deki Nakba (Büyük Felaket) ve 1967'deki Altı Gün Savaşı ile Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs'ün İsrail tarafından işgali, uluslararası hukukun temel ilkeleri olan toprak bütünlüğü ve halkların kendi kaderini tayin hakkı açısından sürekli bir sınava tabi tutulmasına neden olmuştur. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 242 ve 338 sayılı kararları gibi birçok uluslararası karar, İsrail'in 1967 sınırlarına geri çekilmesini talep etse de, bu kararların uygulanması konusunda ciddi engellerle karşılaşılmıştır.
Son dönemde Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) Güney Afrika tarafından İsrail'e karşı açılan "soykırım" davası, Filistin'deki durumun vahametini bir kez daha dünya gündemine taşımıştır. Barselona'daki bu etkinlik, UAD'deki bu sürecin ve uluslararası hukukun işletilmesi gerekliliğinin altını çizen önemli bir akademik ve sivil toplum girişimi olarak öne çıkmaktadır. İspanya ve özellikle Katalonya (Catalunya) bölgesinde, Filistin davasına yönelik güçlü bir kamuoyu desteği bulunmaktadır. Barselona Belediyesi (Ajuntament de Barcelona) gibi yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, Filistin'deki insan hakları ihlallerine karşı sık sık protesto ve dayanışma etkinlikleri düzenlemektedir. Bu tür etkinlikler, Avrupa'da Filistin konusunda farkındalığın artırılmasına ve siyasi baskının oluşturulmasına önemli katkılar sağlamaktadır.
Küresel Etki ve Türkiye'nin Rolü
Barselona Üniversitesi gibi prestijli bir kurumda düzenlenen bu tür etkinlikler, sadece akademik tartışmaları değil, aynı zamanda kamuoyunun ve uluslararası kuruluşların dikkatini de Filistin meselesine çekmektedir. Bu platformlar, uluslararası hukukun sadece devletlerarası ilişkilerde değil, aynı zamanda bireylerin ve halkların haklarının korunmasında da vazgeçilmez olduğunu hatırlatmaktadır. Francesca Albanese ve Raji Sourani gibi isimlerin çağrıları, uluslararası toplumun Filistin'e yönelik "sömürgeci zihniyeti" sorgulamasını ve somut adımlar atmasını teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
Türkiye de Filistin davasına güçlü destek veren ülkelerin başında gelmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk hükümeti, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası platformlarda Filistin'in haklarını savunmakta, iki devletli çözümün tek kalıcı barış yolu olduğunu vurgulamaktadır. Türkiye, Gazze'ye insani yardım ulaştırma çabalarıyla da aktif bir rol oynamakta ve uluslararası hukukun ihlallerine karşı sesini yükseltmektedir. Barselona'dan yükselen bu çağrı, Türkiye'nin de uzun süredir dile getirdiği adalet ve uluslararası hukuk ilkelerine bağlılık mesajlarıyla örtüşmekte, Filistin halkının onurlu ve bağımsız bir yaşam sürme hakkının evrensel bir talep olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.



