Barselona'daki Heartbreak Hotel'de sahnelenen "Retorn a Haifa" (Hayfa'ya Dönüş) adlı tiyatro oyunu, izleyiciler üzerinde derin ve sarsıcı bir etki bırakarak, uzun süredir tiyatro sahnelerinde rastlanmayan yoğun bir sessizliğe neden oldu. "Bategant per Palestina" (Filistin İçin Çarpışan) adlı mini-döngü kapsamında izleyiciyle buluşan bu eser, savaşın ve yerinden edilmenin insan ruhu üzerindeki yıkıcı etkilerini, Filistin halkının dramını sahneye taşıyarak gözler önüne serdi. Oyun, doğum yerinin sadece çocukluğu değil, tüm bir yaşamın geleceğini nasıl şekillendirdiğini, özellikle de Filistinliler için bunun ne anlama geldiğini çarpıcı bir şekilde işliyor.
Tiyatro, eğlence aracı olmanın ötesinde, Stanislavski'nin de ifade ettiği gibi bir sanat formu, hatta bazen politik bir ajitasyon ve propaganda (agitprop) aracı olabilir. Ancak "Retorn a Haifa", savaşın dehşetiyle susturulanların sesini kurtaran, acil bir tiyatro örneği olarak öne çıkıyor. Oyun, Filistinli yazar Ghassan Kanafani'nin aynı adlı klasik romanından uyarlanarak, izleyicilere sadece bir hikaye sunmakla kalmıyor, aynı zamanda onları Filistin halkının yaşadığı tarihsel travmanın kalbine götürüyor. Bu, yalnızca sanatsal bir gösteri değil, aynı zamanda empati ve anlayış çağrısı yapan güçlü bir politik ve insani duruş olarak değerlendirilebilir.
Oyunun merkezinde, 1948'deki Nakba (Büyük Felaket) sırasında evlerini terk etmek zorunda kalan Said ve Safiyya çiftinin hikayesi yer alıyor. Yıllar sonra, 1967 Arap-İsrail Savaşı'nın ardından, Hayfa'daki eski evlerine geri döndüklerinde, evlerinde Yahudi bir ailenin yaşadığını ve en acısı, o kaotik günlerde geride bırakmak zorunda kaldıkları bebeklerinin bu aile tarafından büyütüldüğünü keşfederler. Bu yüzleşme, kimlik, aidiyet, kayıp ve hafıza gibi evrensel temaları işlerken, "İnsan ne için savaşıyorsa odur" sözünün yankılandığı sahnelerle, çatışmanın her iki tarafındaki insanlık dramını derinlemesine hissettiriyor.
Filistin'in Unutulmaz Sesi: Ghassan Kanafani ve Mirası
"Retorn a Haifa" romanının yazarı Ghassan Kanafani, Filistin edebiyatının en önemli figürlerinden biridir. 1936'da Akka'da doğan Kanafani, 1948'deki Nakba sırasında ailesiyle birlikte sürgün edildi. Gazeteci, yazar ve aktivist kimliğiyle Filistin davasının yılmaz savunucularından biri oldu. Eserleri, Filistin halkının acılarını, direnişini ve kimlik arayışını güçlü bir dille anlatır. Kanafani'nin 1972'de Beyrut'ta İsrail tarafından düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetmesi, onu Filistin mücadelesinin şehitlerinden biri haline getirdi. "Retorn a Haifa", onun en bilinen ve en etkileyici eserlerinden biri olup, Filistinlilerin yaşadığı yerinden edilme ve kimlik kaybı sorununu en çarpıcı şekilde ele alır. Bu eser, sadece bir roman olmanın ötesinde, Filistin halkının kolektif hafızasının ve direnişinin bir sembolü haline gelmiştir.
Oyunun sahnelendiği Barselona ve genel olarak İspanya, Filistin davasına karşı tarihsel olarak duyarlı bir duruş sergilemiştir. Katalonya'nın kültürel sahnesi de sosyal ve politik meselelere duyarlılığıyla bilinir. "Bategant per Palestina" gibi etkinlikler, bu dayanışmanın ve sanatsal ifadenin bir göstergesidir. İspanya'nın, Avrupa Birliği içinde Filistin devletini tanıma yönünde adımlar atan ülkelerden biri olması, bu tür sanatsal ve kültürel etkinliklerin toplumsal tabanını güçlendirmektedir. Bu tiyatro oyunu, sadece İspanya'daki değil, tüm dünyadaki sanatseverlere, insan hakları savunucularına ve barış arayışındaki bireylere Filistin meselesini yeniden düşünme fırsatı sunmaktadır.
Sessizliğin Gücü ve Tiyatronun Dönüştürücü Etkisi
Tiyatro salonundaki "yoğun sessizlik", izleyicilerin oyundan ne kadar etkilendiğinin, acıyı ne kadar derinden hissettiğinin ve üzerine düşündüğünün en açık göstergesidir. Bu sessizlik, sadece bir alkış eksikliği değil, aynı zamanda kolektif bir empati ve yansıma anıdır. "Retorn a Haifa", tiyatronun sadece hikaye anlatmanın ötesinde, toplumsal bilinci artırma, diyalog başlatma ve hatta siyasi değişimleri tetikleme gücünü bir kez daha kanıtlamıştır. Oyun, karmaşık jeopolitik bir çatışmanın insani boyutunu vurgulayarak, izleyicileri ön yargılardan arındırıp, farklı perspektiflerden bakmaya teşvik etmektedir. Türkiye'de de Filistin davasına olan derin hassasiyet ve kültürel bağlar göz önüne alındığında, bu tür bir eserin Türk izleyiciler üzerinde de benzer bir etki yaratacağı şüphesizdir. Sanatın bu dönüştürücü gücü, insanlığın ortak acılarına ve umutlarına köprü kurmaya devam edecektir.



