Barselona'nın merkezindeki Plaça de la Universitat'ta, yüzü aşkın İranlı sürgün ve destekçileri, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik askeri müdahalesine destek vermek amacıyla bir araya geldi. Dans ve kutlamalarla geçen gösteride, katılımcılar bu müdahaleyi İran'ın "kurtuluşu" olarak nitelendirdi. Göstericiler, ABD, İsrail ve devrim öncesi İran bayraklarının yanı sıra İspanya ve Catalunya (Katalonya) bayraklarını taşıyarak, Ayetullah rejimine karşı süregelen halk isyanları bağlamında İran'ın özgürlüğünü talep etti. Bu etkinlik, bölgedeki gerilimin ve uluslararası müdahale beklentilerinin Barselona gibi küresel şehirlerde nasıl yankı bulduğunun çarpıcı bir örneğini teşkil ediyor.
Protestocular arasında, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ülkelerine ayak basamayan ve kırk yılı aşkın süredir sürgünde yaşayan İranlılar bulunuyordu. Barselona'da ikamet eden bir sürgün, "42 yıl sonra ülkeme dönebileceğime dair umut besliyorum" diyerek duygularını dile getirdi. ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kınayanların aksine, bu grup, yaşananları "rejimin sonunun başlangıcı" olarak görüyor. Aynı gösterici, "Bizim için Trump şeytan değil, İran halkına katilleri öldürmede yardım eden bir kurtarıcıdır" sözleriyle dikkat çekici bir bakış açısı sundu. Bu ifadeler, dış müdahaleye yönelik farklı algıların ve derin hayal kırıklıklarının bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Gösteriye katılan ve ailesi İran'da yaşayan bir başka kadın, "Oradaki insanlar, İran'ı özgürleştirecek her türlü yardımdan dolayı mutlu" iddiasında bulundu. Bir diğer katılımcı ise, İran'da internetin kesilmesi nedeniyle aileleriyle iletişim kuramadıklarını ancak "herkesin mutlu olduğunu" belirtti. Bu beyanlar, İran'daki gerçek durum hakkında dışarıdan edinilen bilgilerin kısıtlılığı ve protestocuların kendi umutları doğrultusunda oluşturdukları algılarla çelişebilir. Kızılay'ın raporlarına göre, ABD ve İsrail'in ortak saldırılarında en az 201 kişinin hayatını kaybettiği ve 747 kişinin yaralandığı belirtilirken, İranlı yetkililer Minab kentindeki bir kız okuluna düzenlenen saldırıda en az 85 öğrencinin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Bu trajik sivil kayıplar, müdahalenin insani boyutunu gözler önüne seriyor ve protestocuların "mutluluk" iddialarıyla keskin bir tezat oluşturuyor.
Göstericiler, çatışmaya karışan ülkelerin bayraklarının yanı sıra, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'i hedef alan ve sürgündeki son İran Şahı'nın oğlu Rıza Pehlevi'ye destek veren pankartlar taşıdı. Bu durum, İran'da monarşi yanlısı kesimlerin hâlâ aktif olduğunu ve alternatif bir liderlik arayışında olduklarını gösteriyor. Ayrıca, daha önce Güney Amerika ülkesine yapılan müdahaleyi kutlayan bazı Venezuelalıların da İranlılara destek vermek üzere Barselona'daki bu gösteriye katıldığı görüldü. Bu tür uluslararası dayanışma gösterileri, küresel siyasi gerilimlerin farklı coğrafyalardaki diasporalar arasında nasıl ortak bir zemin oluşturduğunu ortaya koyuyor.
İran'daki Siyasi Çalkantının Tarihsel Arka Planı ve Küresel Yankıları
İran'da yaşanan bu derin siyasi ayrışmanın kökleri, 1979 İslam Devrimi'ne dayanmaktadır. Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin devrilmesiyle sonuçlanan devrim, Ayetullah Ruhullah Humeyni liderliğinde teokratik bir rejimin kurulmasına yol açtı. Bu devrim, ülkenin siyasi, sosyal ve kültürel yapısında köklü değişikliklere neden olurken, binlerce İranlının ülkeyi terk ederek sürgün hayatı yaşamasına sebep oldu. Özellikle Batı ülkelerine göç eden bu sürgünler, yıllardır İran'daki rejime karşı muhalefetlerini sürdürmekte ve ülkelerinin bir gün yeniden özgürleşeceği umudunu taşımaktadırlar. Barselona'daki gösteri, bu uzun süreli hasretin ve umudun somut bir dışavurumudur.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik politikaları, onlarca yıldır bölgedeki gerilimin ana kaynaklarından biri olmuştur. ABD, İran'ın nükleer programı, bölgesel nüfuzu ve insan hakları ihlalleri nedeniyle sert yaptırımlar uygulamakta ve zaman zaman askeri müdahale tehdidinde bulunmaktadır. Özellikle Donald Trump yönetimi, 2015 tarihli nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilerek İran'a yönelik baskıyı artırmış, bu da karşılıklı gerilimleri tırmandırmıştır. İsrail ise İran'ı varoluşsal bir tehdit olarak görmekte ve nükleer silah edinmesini engellemek için her türlü adımı atmaya hazır olduğunu belirtmektedir. Bu karmaşık dinamikler, bölgedeki her gelişmenin küresel çapta büyük yankılar uyandırmasına neden olmaktadır.
Barselona'dan İran'a Uzanan Umut ve Çelişkiler
Barselona, İspanya'nın ve Avrupa'nın kültürel ve siyasi açıdan en dinamik şehirlerinden biri olarak, farklı milletlerden siyasi sürgünlere ve aktivistlere ev sahipliği yapmaktadır. Bu şehirde düzenlenen gösteri, İran'daki rejime karşı duyulan derin öfkenin ve dış müdahale yoluyla bir değişim arayışının bir göstergesidir. Ancak, dış müdahalenin sivil kayıplara yol açması ve bölgede daha büyük bir istikrarsızlık yaratma potansiyeli, bu tür eylemlerin tartışmalı yönlerini de beraberinde getirmektedir. Türkiye gibi bölge ülkeleri, İran'daki gelişmelerin yakından takipçisi olup, bölgenin istikrarı ve barışı için diplomatik çözümlerin önemini vurgulamaktadır. İran'daki mevcut durumun geleceği, hem iç dinamikler hem de uluslararası aktörlerin müdahaleleriyle şekillenecektir.
Bu gösteri, uluslararası siyasetin karmaşık yapısını ve farklı çıkar gruplarının çatışmalar karşısındaki duruşlarını açıkça ortaya koymaktadır. Bir yanda rejimin baskısından kurtulma umuduyla dış müdahaleyi destekleyen sürgünler varken, diğer yanda bu müdahalelerin yol açtığı insani trajediler ve bölgesel kaos endişeleri bulunmaktadır. Barselona'dan yükselen bu sesler, İran halkının içinde bulunduğu zor durumu ve geleceğe dair farklı beklentilerini yansıtan önemli bir gösterge niteliğindedir. İran'ın geleceği, hem kendi içindeki muhalif seslerin gücü hem de uluslararası toplumun bu karmaşık denkleme nasıl yaklaşacağı ile yakından ilişkilidir.


