Balear Adaları'na doğru seyir halindeyken kaybolduğu bildirilen bir göçmen teknesinin Cezayir makamları tarafından durdurulduğu ve teknedeki 26 kişinin Nijer'e sınır dışı edildiği ortaya çıktı. Cuma günü Alarm Phone örgütü tarafından yapılan açıklamaya göre, Akdeniz'deki göçmen rotalarını izleyen ve tehlikede olan teknelere yardım çağrılarını ileten bu sivil toplum kuruluşu, söz konusu teknenin önce kayıp olarak bildirildiğini, ardından Cezayir Sahil Güvenliği tarafından durdurulduğunu ve içindeki tüm göçmenlerin binlerce kilometre ötedeki Nijer'e gönderildiğini duyurdu.
Olay, Akdeniz'deki göçmen krizinin ve Kuzey Afrika ülkelerinin sınır kontrolündeki rolünün karmaşıklığını bir kez daha gözler önüne serdi. Alarm Phone, kayıp ihbarını aldıktan sonra teknenin izini sürmüş, ancak daha sonra Cezayir makamlarının müdahalesiyle ilgili bilgilere ulaşmıştır. Kuruluş, bu tür sınır dışı etme eylemlerinin uluslararası hukuka ve insan hakları sözleşmelerine aykırı olduğunu, göçmenlerin sığınma talebinde bulunma haklarının ihlal edildiğini ve onları menşe ülkelerinde veya transit ülkelerde daha büyük tehlikelere maruz bıraktığını vurguladı.
Teknedeki 26 kişinin tam olarak hangi uyruklara sahip olduğu henüz açıklanmazken, Batı Akdeniz rotasını kullanan göçmenlerin genellikle Sahraaltı Afrika ülkelerinden, özellikle de Mali, Gine, Fildişi Sahili ve Senegal gibi ülkelerden geldiği bilinmektedir. Bu kişilerin, Avrupa'da daha iyi bir yaşam umuduyla çıktıkları tehlikeli yolculukta, Cezayir üzerinden İspanya'nın Balear Adaları'na ulaşmaya çalıştıkları tahmin ediliyor. Nijer'e sınır dışı edilmeleri, bu kişilerin zaten zorlu olan durumlarını daha da ağırlaştıran, insanlık dışı bir uygulama olarak değerlendirilmektedir.
Akdeniz'deki Göç Rotaları ve Sınır Dışı Politikalarının Arka Planı
Akdeniz, uzun yıllardır Afrika ve Orta Doğu'dan Avrupa'ya ulaşmaya çalışan göçmenler için en tehlikeli ve en çok kullanılan rotalardan biri olmuştur. Batı Akdeniz güzergahı, özellikle Fas ve Cezayir'den İspanya anakarasına veya Kanarya Adaları ile Balear Adaları'na yönelik geçişlerle öne çıkmaktadır. İspanya, Avrupa Birliği'nin dış sınırlarından biri olarak, bu göçmen akınıyla mücadelede ön saflarda yer almakta ve Kuzey Afrika ülkeleriyle sınır kontrolü konusunda çeşitli anlaşmalar yapmaktadır.
Cezayir, coğrafi konumu itibarıyla Sahraaltı Afrika'dan gelen göçmenler için önemli bir transit ülke konumundadır. Avrupa Birliği ve İspanya gibi ülkeler, düzensiz göçü engellemek amacıyla Cezayir ve Fas gibi ülkelere sınır güvenliği konusunda destekler sağlamaktadır. Ancak bu destekler, zaman zaman insan hakları örgütleri tarafından eleştirilen, göçmenlerin zorla geri itilmesi veya üçüncü ülkelere sınır dışı edilmesi gibi uygulamalara yol açabilmektedir. Nijer ise, Sahraaltı Afrika'dan Avrupa'ya giden göçmenler için kilit bir geçiş noktası olmasının yanı sıra, son yıllarda Avrupa Birliği'nin fonladığı sınır kontrol programlarında da aktif rol oynamaktadır. Bu programlar, göçmenlerin Avrupa'ya ulaşmasını engellemeyi hedeflese de, insan hakları savunucuları tarafından göçmenlerin güvenliğini ve haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle sıkça eleştirilmektedir.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerine göre, 2023 yılında Akdeniz'de 3.000'den fazla göçmen hayatını kaybetmiş veya kaybolmuştur. Bu rakamlar, Akdeniz'deki göçmen geçişlerinin ne denli tehlikeli olduğunu ve uygulanan sert politikaların can kayıplarını engellemede yetersiz kaldığını göstermektedir. İspanya İçişleri Bakanlığı'nın raporlarına göre ise, 2023 yılında İspanya'ya düzensiz yollarla ulaşan göçmen sayısı 56.852'ye ulaşarak rekor kırmıştır. Bu artış, mevcut caydırıcı politikaların göçmen akınını durdurmakta zorlandığını ortaya koymaktadır.
İnsan Hakları İhlalleri ve Uluslararası Tepkiler
Alarm Phone gibi kuruluşlar, Cezayir'in bu tür bir sınır dışı etme eylemini "uluslararası hukukun açık bir ihlali" olarak nitelendirmektedir. Göçmenlerin, sığınma talebinde bulunma hakları göz ardı edilerek, binlerce kilometre uzağa, kendileri için yeni riskler taşıyan bir ülkeye gönderilmesi, uluslararası insan hakları standartlarına aykırıdır. Özellikle Nijer gibi ülkelerin, göçmenlerin güvenliğini tam olarak sağlayamayabileceği ve onları insan kaçakçılığı şebekelerinin insafına terk edebileceği endişesi bulunmaktadır.
Bu tür olaylar, Avrupa ülkelerinin göçmen krizine yönelik politikalarının ne kadar insani ve etkili olduğu konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirmektedir. Birçok insan hakları örgütü, sert sınır dışı politikalarının ve dış kaynak kullanımıyla sınırların güvenliğini sağlama çabalarının, göçmen akınını durdurmak yerine, insan kaçakçılığı şebekelerinin daha tehlikeli ve gizli rotalar kullanmasına yol açtığını belirtmektedir. Bu durum, Akdeniz'deki can kayıplarının artmasına zemin hazırlamakta ve göçmenlerin daha savunmasız hale gelmesine neden olmaktadır.
Türkiye de Doğu Akdeniz güzergahında benzer göçmen sorunlarıyla mücadele etmekte ve hem transit ülke hem de hedef ülke olarak karmaşık bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, İspanya ve Cezayir arasında yaşanan bu olay, küresel göç yönetiminin ne denli çetrefilli ve insan hakları açısından hassas bir konu olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Uluslararası toplumun, göçmenlerin haklarını koruyan, insani ve sürdürülebilir çözümler bulma yönündeki çabalarını artırması gerekmektedir.



