🇪🇸 Barselona, İspanya'dan Türkçe Haberler
Gündem

Avrupa'da Yükselen Aşırı Sağ: Güçlü Ama Bölünmüş Bir Gelecek mi?

13 Eylül 2026, Pazar
5 dk okuma
Kaynak: Ara.cat
Avrupa'da Yükselen Aşırı Sağ: Güçlü Ama Bölünmüş Bir Gelecek mi?

Avrupa siyaset sahnesi, aşırı sağ partilerin son dönemdeki yükselişiyle çalkalanıyor. Bu partiler, hem seçmen tabanlarını genişleterek güç kazanıyor hem de kendi içlerinde derin ayrılıklarla mücadele ediyorlar. Almanya'nın Saksonya-Anhalt bölgesel seçimlerinde Alternatif für Deutschland (AfD) partisinin elde ettiği ezici zafer, bu yükselişin yalnızca son örneği olarak dikkat çekiyor. Ekonomik sıkıntılar, göçmen krizi ve geleneksel siyaset kurumlarına duyulan güvensizlik gibi faktörlerin beslediği bu dalga, aşırı sağın artık marjinal bir güç olmaktan çıkıp ana akım siyasette kendine yer bulduğunu gösteriyor.

Ancak bu güçlenme, beraberinde iç çelişkileri de getiriyor. Avrupa Politika Merkezi analisti Javier Carbonell'in belirttiği gibi, aşırı sağ partiler artık "ekonomi, yolsuzluk, seçim kampanyaları veya gündem belirleme yeteneği gibi diğer partilerle aynı nedenlerle kazanıp kaybeden normal partilere dönüştü." Bu durum, onların siyasi arenadaki meşruiyetini artırsa da, Avrupa Komisyonu'nun eski Çalışma, Sosyal İşler ve Entegrasyondan Sorumlu Üyesi László Andor'un vurguladığı gibi, "konsolide bir güç olsalar da, diğer partilerle ilişkileri hala normal değil, koalisyon kurmak kolay değil." Bu çifte durum, Avrupa aşırı sağının gelecekteki rolünü ve etkisini belirleyecek önemli bir dinamik olarak öne çıkıyor.

Aşırı sağın yükselişi, yalnızca Almanya ile sınırlı değil. Fransa'da Marine Le Pen liderliğindeki Rassemblement National (Ulusal Birlik), İtalya'da Giorgia Meloni'nin Fratelli d'Italia (İtalya'nın Kardeşleri) partisi ve Hollanda'da Geert Wilders'ın Partij voor de Vrijheid (Özgürlük Partisi) gibi oluşumlar da kendi ülkelerinde önemli siyasi başarılar elde etti. Bu partiler, genellikle göç karşıtlığı, ulusal egemenlik vurgusu, AB şüpheciliği ve geleneksel değerlerin korunması gibi ortak temalar etrafında birleşiyorlar. Ancak bu ortak paydalar, onların ulusal çıkarlar, dış politika ve hatta ekonomik modeller konusunda farklılaşmasını engellemiyor.

Bu partilerin popülaritesindeki artışın temelinde yatan nedenler oldukça karmaşık. Küresel ekonomik durgunluklar, artan hayat pahalılığı ve işsizlik oranları, birçok Avrupalı seçmeni geleneksel partilerin vaatlerinden uzaklaştırdı. 2015'teki büyük göçmen krizi ve devam eden düzensiz göç akınları, özellikle sınır güvenliği ve kültürel kimlik konularında endişeleri tetikleyerek aşırı sağın söylemlerine zemin hazırladı. Ayrıca, ana akım siyasetin elitist algısı ve halkın sorunlarına duyarsız kaldığı yönündeki yaygın kanı, protesto oylarının aşırı sağa yönelmesinde kritik bir rol oynadı.

Avrupa Aşırı Sağının Tarihsel Arka Planı ve İç Bölünmeler

Avrupa aşırı sağının kökenleri, II. Dünya Savaşı sonrası döneme kadar uzansa da, günümüzdeki şeklini alması 1980'lerden itibaren hız kazandı. Jean-Marie Le Pen'in Fransa'daki Front National (Ulusal Cephe)'i gibi partiler, başlangıçta marjinal kalsa da, zamanla göçmenlik ve ulusal kimlik konularını merkeze alarak güç kazandı. 2008 küresel finans krizi ve ardından gelen Avro Bölgesi borç krizi, AB'ye yönelik şüpheciliği artırarak aşırı sağın yükselişine yeni bir ivme kazandırdı. Bugün, bu partiler Avrupa Parlamentosu'nda European Conservatives and Reformists (ECR - Avrupalı Muhafazakarlar ve Reformistler) ve Identity and Democracy (ID - Kimlik ve Demokrasi) gibi farklı gruplar altında toplanmış durumda.

Ancak, bu gruplar arasında bile önemli görüş ayrılıkları mevcut. Örneğin, Rusya-Ukrayna savaşı konusunda bazı aşırı sağ partiler (Macaristan'ın Fidesz'i gibi) Rusya'ya daha yakın bir duruş sergilerken, diğerleri (Polonya'nın PiS'i gibi) Ukrayna'ya destek veriyor. Ekonomi politikalarında da farklılıklar gözlemleniyor; bazıları devlet müdahalesini savunurken, diğerleri daha liberal yaklaşımları tercih ediyor. Bu iç bölünmeler, Avrupa Parlamentosu'nda ortak bir cephe oluşturmalarını zorlaştırıyor ve potansiyel koalisyonları karmaşıklaştırıyor. Bu durum, Avrupa'daki siyasi denklemi daha da belirsiz hale getiriyor.

İspanya ve Türkiye Bağlantısı: Milliyetçilik ve Kimlik Politikaları

Avrupa'daki bu genel eğilimden İspanya da nasibini aldı. 2018'den bu yana yükselişte olan Vox partisi, İspanyol siyasetinde aşırı sağın önemli bir temsilcisi haline geldi. Katalan bağımsızlık hareketine karşı sert duruşu, düzensiz göçmenliğe karşı politikaları ve geleneksel İspanyol değerlerini savunmasıyla öne çıkan Vox, özellikle genç ve muhafazakar seçmenlerden destek buluyor. Son genel seçimlerde elde ettiği oylar, partinin İspanya'da kalıcı bir aktör olduğunu kanıtladı. Vox'un yükselişi, İspanya'nın kendi iç dinamikleriyle birlikte, Avrupa genelindeki milliyetçi ve kimlik odaklı siyasetin bir yansıması olarak okunabilir.

Türkiye'de ise, Avrupa'daki aşırı sağ partilerle birebir örtüşen bir siyasi hareket olmamakla birlikte, bazı benzer eğilimler gözlemlenebilir. Özellikle ulusal egemenlik, milli kimlik ve kültürel değerlerin korunması gibi temalar, Türk siyasetinde de güçlü bir yankı bulmaktadır. Göçmen meseleleri, güvenlik endişeleri ve dış politika konuları, Türkiye'de de kamuoyunun hassasiyetle yaklaştığı konular arasında yer alıyor. Bu durum, farklı siyasi coğrafyalarda benzer toplumsal kaygıların ve kimlik arayışlarının nasıl farklı siyasi formasyonlar altında tezahür edebileceğini göstermektedir.

Avrupa'nın Geleceği ve Aşırı Sağın Etkisi

Önümüzdeki dönemde Avrupa genelinde yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimleri ve çeşitli ulusal seçimler, aşırı sağın gelecekteki etkisini belirlemede kritik rol oynayacak. Mevcut anketler, aşırı sağ partilerin Avrupa Parlamentosu'nda sandalye sayılarını önemli ölçüde artırabileceğini gösteriyor. Bu durum, AB'nin göç, iklim değişikliği, dış politika ve ekonomik entegrasyon gibi temel konulardaki politikalarını derinden etkileyebilir. Aşırı sağın güçlenmesi, AB'nin karar alma süreçlerini yavaşlatabilir, hatta bazı reformları engelleme potansiyeli taşıyabilir.

Sonuç olarak, Avrupa'da aşırı sağın yükselişi, kıtanın siyasi manzarasında kalıcı bir değişim sinyali veriyor. Güçlü bir seçmen desteğine sahip olsalar da, iç bölünmeleri ve diğer partilerle koalisyon kurma zorlukları, onların tam anlamıyla ana akım siyaseti domine etmelerini şimdilik engelliyor. Ancak, bu partilerin varlığı ve artan etkisi, Avrupa'nın demokratik kurumları, temel değerleri ve birleşik geleceği için önemli soruları gündeme getiriyor. Bu durum, Avrupa'nın önümüzdeki yıllarda nasıl bir yol izleyeceğinin belirlenmesinde aşırı sağın oynayacağı rolü daha da kritik hale getiriyor.

Etiketler:
#ar-sa#avrupa#siyaset#seimler#partiler
Paylaş:
Kaynak: Ara.cat