Fransız tarihçi Johann Chapoutot'nun kaleme aldığı ve Andreu Gomila çevirisiyle Angle Editorial tarafından yayımlanan Els irresponsables (Sorumsuzlar) adlı eser, Weimar Cumhuriyeti döneminde Adolf Hitler'in iktidara yükselişini mümkün kılan koşulları ve aktörleri derinlemesine inceliyor. Kitap, günümüzde Avrupa'da ve dünyanın farklı coğrafyalarında aşırı sağın "önce bizimkiler" gibi fatalist ve öfke dolu söylemlerinin yaygınlaştığı bir dönemde, tarihin ürkütücü paralelliklerini gözler önüne sererek önemli dersler sunuyor. Chapoutot'nun çalışması, Michael Haneke'nin buz gibi atmosferiyle dikkat çeken La cinta blanca (Beyaz Kurdele) filmiyle duygusal ve tarihsel bağlamda derin bir yankı uyandırıyor.
Chapoutot, Weimar Almanyası'nı mercek altına alarak, Nazi rejiminin nasıl filizlendiğini ve iktidara nasıl geldiğini anlamaya çalışıyor. Hitler'in yükselişinde sadece militan Nazi destekçilerinin değil, aynı zamanda siyasi süreçleri küçümseyen, demokrasiye karşı kayıtsız kalan veya aşırı sağın söylemlerine bilinçsizce zemin hazırlayan "sorumsuzların" rolüne vurgu yapıyor. Bu "sorumsuzlar," doğrudan Nazi ideolojisini benimsemeseler bile, siyasi kutuplaşmayı derinleştiren, demokratik kurumları zayıflatan ve toplumsal hoşgörüyü aşındıran tutumlarıyla dolaylı yoldan totaliter bir rejimin önünü açtılar. Tarihçi, bu kesimin, mevcut düzenin sorunlarına çözüm bulamayan veya bulmak istemeyen bir siyasi elitin ve toplumun bir yansıması olduğunu belirtiyor.
Weimar Cumhuriyeti: Bir Demokrasinin Çöküşü
Weimar Cumhuriyeti (1918-1933), Almanya tarihinde kısa ömürlü ancak son derece çalkantılı bir demokrasi deneyiydi. Birinci Dünya Savaşı'nın yıkımı ve Versay Antlaşması'nın ağır şartları altında doğan bu cumhuriyet, kuruluşundan itibaren sayısız zorlukla boğuştu. Hiperenflasyon, yüksek işsizlik oranları, siyasi suikastlar, sık sık değişen hükümetler ve toplumsal kutuplaşma, Weimar demokrasisinin temelini sarsan başlıca faktörlerdi. Özellikle 1929 Büyük Buhranı'nın Almanya'yı derinden etkilemesiyle ekonomik kriz zirveye çıktı ve bu durum, radikal siyasi hareketlerin, özellikle de Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin (NSDAP) halk arasında destek bulmasına zemin hazırladı.
Chapoutot'nun analizine göre, Weimar dönemindeki entelektüeller, bürokratlar, iş dünyası temsilcileri ve hatta sıradan vatandaşlar arasında, cumhuriyetin değerlerini savunmak yerine, onu eleştiren, zayıflatan veya alternatif "güçlü lider" arayışlarına giren önemli bir kesim vardı. Bu kesim, komünizm korkusuyla veya mevcut siyasi düzenden duydukları hayal kırıklığıyla, Nazilerin yükselişine göz yumdu, hatta bazen aktif olarak destek verdi. Hitler, bu toplumsal hoşnutsuzluktan ve siyasi boşluktan ustaca faydalanarak, Alman halkına istikrar, onur ve ekonomik refah vaat etti. Aşırı milliyetçi, antisemitik ve otoriter söylemleriyle, krizden bunalmış kitleleri peşinden sürüklemeyi başardı. Bu süreçte, demokrasinin kırılganlığı ve onu korumak için gösterilmesi gereken kolektif sorumluluğun eksikliği, tarihin en karanlık dönemlerinden birinin kapılarını araladı.
Günümüz Avrupa'sında Paralellikler ve Aşırı Sağın Yükselişi
Chapoutot'nun kitabı, günümüz Avrupa'sında ve küresel ölçekte yükselişte olan aşırı sağ popülizmin tehlikelerine karşı bir uyarı niteliği taşıyor. İspanya'da Vox gibi partilerin, Fransa'da Ulusal Cephe'nin (şimdi Ulusal Birlik), Almanya'da Almanya için Alternatif'in (AfD) ve diğer birçok Avrupa ülkesindeki benzer hareketlerin "önce bizimkiler," "göçmen karşıtlığı," "ulusal kimliğin korunması" gibi söylemlerle güç kazanması, Weimar dönemindeki bazı dinamiklerle ürkütücü benzerlikler gösteriyor. Ekonomik belirsizlikler, göçmen krizi, kültürel değişimlere karşı duyulan endişe ve geleneksel siyasetten duyulan hayal kırıklığı, bu partilerin seçmen tabanını genişletmesine olanak tanıyor.
Özellikle İspanya'da, Katalonya (Catalunya) gibi bölgelerde yaşanan siyasi gerilimler ve kimlik tartışmaları, aşırı sağın milliyetçi ve bölücü söylemlerine zemin hazırlayabiliyor. Bu tür söylemler, toplumu kutuplaştırarak, farklı gruplar arasında güvensizliği artırarak ve demokratik uzlaşı kültürünü aşındırarak, Chapoutot'nun "sorumsuzlar" olarak tanımladığı kesimlerin ortaya çıkmasına olanak tanıyor. Türkiye'de de benzer şekilde, milliyetçi ve popülist söylemlerin zaman zaman siyasi söylemde ve medyada önemli yer bulduğu görülmektedir. Bu durum, küreselleşmenin getirdiği belirsizlikler ve toplumsal değişimler karşısında, kolay ve radikal çözümler vaat eden siyasi akımların cazibesini artırmaktadır.
Tarihten Ders Çıkarmak: Sorumluluk ve Demokrasinin Savunulması
Johann Chapoutot'nun Els irresponsables adlı eseri, sadece bir tarih kitabı olmanın ötesinde, günümüz demokrasileri için kritik bir uyarı niteliğindedir. Kitap, siyasi kayıtsızlığın, demokratik değerlere karşı duyulan şüphenin ve aşırı uç söylemlere karşı gösterilen hoşgörünün ne denli yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne seriyor. Demokrasinin sadece seçim sandığına gitmekle sınırlı olmadığını, aynı zamanda aktif vatandaşlık, eleştirel düşünme, hoşgörü ve farklılıklara saygı gibi temel değerlerin sürekli olarak savunulmasını gerektirdiğini hatırlatıyor.
Günümüzün karmaşık dünyasında, ekonomik krizler, toplumsal eşitsizlikler ve kimlik bunalımları gibi sorunlar, popülist ve aşırı sağcı hareketler için verimli bir zemin oluşturmaktadır. Bu bağlamda, siyasi liderlerin, entelektüellerin ve her bir vatandaşın, demokratik kurumları koruma, nefret söylemlerine karşı durma ve toplumsal uzlaşıyı güçlendirme sorumluluğu hayati önem taşımaktadır. Tarihin tekerrür etmemesi için, Weimar Cumhuriyeti'nin acı deneyimlerinden ders çıkarmak ve demokrasinin kırılganlığını asla unutmamak gerekmektedir. Chapoutot'nun eseri, bu sorumluluğun bilincini tazelemek ve gelecekteki olası tehlikelere karşı uyanık kalmak adına paha biçilmez bir rehber sunmaktadır.


