Afganistan, on yıllardır süren çatışmaların, siyasi istikrarsızlığın ve doğal afetlerin pençesinde yaşam mücadelesi veren bir ülke. Son olarak, ülkenin kuzey ve batı bölgelerini etkisi altına alan şiddetli sel felaketleri, zaten kırılgan olan insani durumu daha da kötüleştirdi. Yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği, binlerce evin yıkıldığı ve tarım arazilerinin sular altında kaldığı bu felaket, Afganistan'ın "bir felaketin asla yalnız gelmediği" acı gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Uluslararası toplumun dikkatini bir kez daha çeken bu durum, ülkenin acil yardıma olan ihtiyacını katlayarak artırdı.
Mayıs 2024'te özellikle Baglan, Gor ve Faryab gibi illerde etkili olan seller, can kaybı ve maddi hasar açısından yıkıcı boyutlara ulaştı. Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel yetkililer, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiğini ve binlerce ailenin yerinden edildiğini rapor etti. Sel suları, köyleri, evleri ve altyapıyı tamamen yok ederek, zaten zor şartlar altında yaşayan halkı evsiz ve çaresiz bıraktı. Bu felaket, ülkenin sınırlı kaynaklarını daha da zorlayarak, temel yaşam koşullarını altüst etti.
Afganistan'ın ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı olduğundan, sel felaketinin tarım arazilerine verdiği zarar, uzun vadede gıda güvenliğini tehdit ediyor. Hasat mevsimi öncesinde yaşanan bu felaket, çiftçilerin tüm birikimlerini ve geçim kaynaklarını yok etti. Yolların ve köprülerin tahrip olması ise yardım kuruluşlarının felaket bölgelerine ulaşımını ciddi şekilde engelliyor, bu da insani yardımların gecikmesine ve mağdurların daha uzun süre yardımsız kalmasına neden oluyor. Kırsal bölgelerde yaşayanlar için bu durum, açlık ve yoksulluk riskini daha da artırıyor.
Seller, Afganistan'da zaten mevcut olan derin insani krizi daha da derinleştirdi. Ülke nüfusunun yarısından fazlası, yani yaklaşık 23 milyon kişi, gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Temiz suya erişim, sağlık hizmetleri ve barınma gibi temel ihtiyaçlar, sel felaketiyle birlikte daha da kritik hale geldi. Özellikle çocuklar ve kadınlar, salgın hastalıklar, yetersiz beslenme ve şiddet riskiyle karşı karşıya kalırken, yerinden edilen aileler için yeni bir yaşam kurma umudu giderek azalıyor.
Afganistan'ın Süregelen Mücadelesi ve Arka Planı
Afganistan'ın coğrafi konumu ve iklim koşulları, onu doğal afetlere karşı oldukça savunmasız kılıyor. Ülke, bir yandan kuraklıklarla boğuşurken, diğer yandan ani ve şiddetli sel baskınlarına maruz kalıyor. Ancak bu doğal felaketlerin yıkıcı etkisi, yıllardır süregelen çatışmalar ve zayıf altyapı nedeniyle katlanarak artıyor. Sovyet işgalinden başlayıp Taliban'ın yeniden iktidarı ele geçirmesine kadar uzanan on yıllar süren savaşlar, ülkenin gelişimini sekteye uğrattı, temel hizmetlerin ve afet yönetim sistemlerinin kurulmasını engelledi. Bu tarihsel miras, her yeni felaketle birlikte daha da ağır hissediliyor.
Ülkenin siyasi istikrarsızlığı, uluslararası yardımların etkin bir şekilde dağıtılması önünde de önemli bir engel teşkil ediyor. Taliban yönetimi altındaki Afganistan, uluslararası yaptırımlar ve diplomatik izolasyon nedeniyle dış yardımlara erişimde zorluklar yaşıyor. Bu durum, felaketzedelere ulaşacak kaynakların kısıtlı kalmasına ve mevcut krizin daha da büyümesine yol açıyor. BM ve diğer insani yardım kuruluşları, bu zorlu koşullara rağmen sahada faaliyet göstermeye çalışsa da, ihtiyaçların büyüklüğü karşısında yetersiz kalıyor ve yardımların doğru ellere ulaştığından emin olmak için büyük çaba sarf ediyor.
Felaketler Zinciri ve Uluslararası Toplumun Sorumluluğu
Afganistan'da yaşananlar, sadece bir sel felaketi değil, aynı zamanda savaş, yoksulluk, iklim değişikliği ve yönetim zafiyetinin birleşimiyle oluşan karmaşık bir felaketler zinciridir. Kaynak haberdeki "bir felaketin asla yalnız gelmediği" ifadesi, ülkenin acı gerçeğini özetlemektedir. Bir yandan savaşın yaraları sarılmaya çalışılırken, diğer yandan doğal afetler yeni yaralar açmakta, halkın toparlanma çabalarını boşa çıkarmaktadır. Bu döngü, Afganistan halkının umutlarını tüketmekte ve onları sürekli bir hayatta kalma mücadelesine itmektedir. Bu kısır döngü, uluslararası toplumun daha kapsamlı ve uzun vadeli bir yaklaşım benimsemesini zorunlu kılmaktadır.
Uluslararası toplumun, Afganistan'a yönelik insani yardımları artırması ve uzun vadeli kalkınma projelerine destek vermesi büyük önem taşımaktadır. Sadece acil yardım sağlamakla kalmayıp, ülkenin afetlere karşı direncini artıracak altyapı projelerine yatırım yapılması, erken uyarı sistemlerinin kurulması ve iklim değişikliğine uyum stratejilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Türkiye gibi bölge ülkeleri, Afganistan'a yönelik insani ve kalkınma yardımlarıyla tarihsel olarak önemli bir rol oynamıştır. Türk Kızılayı ve TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) gibi kuruluşlar, Afganistan'da sağlık, eğitim ve altyapı projelerine destek vererek, ülkenin yaralarını sarmaya katkıda bulunmaktadır. Ancak bu çabaların sürdürülebilir olması ve uluslararası işbirliğiyle desteklenmesi, Afganistan'ın bu felaketler zincirinden kurtulmasının ve kendi ayakları üzerinde durabilmesinin tek yoludur.



