ABD'nin Küba üzerindeki baskısı artıyor. Beyaz Saray, adanın ekonomik-askeri konglomeratı GAESA'yı hedef alarak Küba rejimine karşı sabırsızlığını açıkça ortaya koydu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, sosyal medya platformu X üzerinden yayımladığı beş dakikalık bir videoyla doğrudan Küba halkına seslenerek, ülkenin yaşadığı enerji kıtlığından GAESA'yı sorumlu tuttu. Rubio, Washington'ın "yeni bir sayfa açmaya hazır" olduğunu belirtirken, ABD ile Küba arasında yeni bir ilişkinin ancak Küba halkıyla kurulabileceğini, GAESA ile değil, vurguladı. Bu çıkış, Trump yönetiminin Küba politikasına yönelik sertleşen tutumunun bir göstergesi olarak yorumlanıyor ve Washington'ın adaya yönelik potansiyel bir "saldırıya" zemin hazırladığına dair spekülasyonları artırıyor.
Marco Rubio'nun Küba halkına yönelik mesajı, özellikle Küba'nın ekonomik ve siyasi yaşamında merkezi bir rol oynayan GAESA (Grupo de Administración Empresarial S.A.) adlı askeri-ekonomik holdingi hedef almasıyla dikkat çekiyor. Rubio, videoda, "Başkan Trump, ABD ile Küba arasında yeni bir ilişki teklif ediyor, ancak bu ilişki sizinle (Küba halkıyla) olmalı, GAESA ile değil" ifadelerini kullanarak, Washington'ın rejimle değil, halkla doğrudan bir diyalog kurma arzusunu dile getirdi. Bu strateji, Küba rejimini içeriden zayıflatma ve halkı rejime karşı harekete geçirme amacı taşıyor olabilir. Trump yönetimi, Barack Obama döneminde Küba ile başlatılan normalleşme sürecini büyük ölçüde tersine çevirerek, adaya yönelik yaptırımları yeniden sıkılaştırmış ve insan hakları ihlallerini ve Venezuela rejimine verdiği desteği gerekçe göstererek Havana üzerindeki baskıyı artırmıştı.
GAESA, Küba ordusuna ait bir holding olup, ülkenin turizm, perakende, ithalat-ihracat ve finans sektörleri başta olmak üzere ekonominin kilit alanlarını kontrol etmektedir. Oteller, restoranlar, süpermarketler ve hatta liman işletmeleri gibi birçok önemli ticari girişimi bünyesinde barındıran GAESA, Küba'nın döviz gelirlerinin büyük bir kısmını yönetmekte ve bu da ona ülke siyasetinde ve ekonomisinde muazzam bir güç kazandırmaktadır. Rubio'nun GAESA'yı enerji kuşatmasının sorumlusu olarak göstermesi, bu askeri-ekonomik kompleksin adanın içinde bulunduğu derin ekonomik krizdeki rolüne işaret etmektedir. Küba, son dönemde yakıt kıtlığı, elektrik kesintileri ve temel gıda maddelerine erişim sorunları gibi ciddi ekonomik sıkıntılarla boğuşmaktadır. ABD, bu krizin sorumluluğunu doğrudan rejime ve özellikle GAESA'ya yükleyerek, uluslararası kamuoyunda Küba hükümetine yönelik eleştirileri artırmayı hedeflemektedir.
Rubio'nun mesajındaki "Washington'ın potansiyel bir saldırıya zemin hazırladığı" ifadesi, diplomatik ve ekonomik baskının ötesinde daha sert adımların atılabileceği endişesini doğuruyor. Bu "saldırı" doğrudan bir askeri müdahale olmaktan ziyade, daha kapsamlı ekonomik yaptırımlar, ambargonun daha da sıkılaştırılması veya Küba'ya döviz akışını kesmeye yönelik yeni finansal kısıtlamalar şeklinde tezahür edebilir. ABD'nin Küba'ya yönelik politikası, genellikle Florida'daki Kübalı-Amerikalı seçmenlerin siyasi etkisi altında şekillenmektedir. Bu topluluk, Küba rejimine karşı sert bir duruş sergilenmesini talep etmekte ve ABD başkanlık seçimlerinde önemli bir oy potansiyeli taşımaktadır. Bu bağlamda, Rubio'nun çıkışı, hem iç siyasi hesaplaşmaların hem de ABD'nin Latin Amerika'daki genel nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
ABD-Küba İlişkilerinin Tarihsel Arka Planı ve GAESA'nın Yükselişi
ABD ile Küba arasındaki gergin ilişkiler, Fidel Castro liderliğindeki 1959 Küba Devrimi'ne dayanmaktadır. Devrim sonrası ABD'nin Küba'ya uyguladığı ekonomik ambargo, yarım yüzyılı aşkın süredir devam etmekte ve adanın ekonomik gelişimini derinden etkilemektedir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ile yakınlaşan Küba, ABD için stratejik bir tehdit olarak algılanmış, bu durum 1962 Küba Füze Krizi ile zirveye ulaşmıştır. Barack Obama'nın başkanlığı döneminde ilişkilerde kısa bir yumuşama yaşanmış, diplomatik ilişkiler yeniden kurulmuş ve bazı seyahat ve ticaret kısıtlamaları hafifletilmişti. Ancak Donald Trump'ın iktidara gelmesiyle bu süreç tersine dönmüş, Obama dönemindeki açılımlar geri alınmış ve Küba'ya yönelik yaptırımlar yeniden sıkılaştırılmıştır. Bu tarihsel döngü, ABD'nin Küba üzerindeki baskısının sürekli bir dış politika aracı olduğunu göstermektedir.
GAESA, Küba ekonomisinin kalbine yerleşmiş, devletin ve ordunun ekonomik çıkarlarını temsil eden devasa bir holdingdir. 1990'lı yıllarda Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Küba'nın yaşadığı "Özel Dönem"de, ülke ekonomisini ayakta tutmak amacıyla kurulan ve giderek büyüyen GAESA, bugün Küba'nın en kârlı sektörlerini elinde tutmaktadır. Turizmden telekomünikasyona, perakendeden enerjiye kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteren bu kuruluş, Küba'nın döviz gelirlerinin önemli bir kısmını kontrol etmektedir. Bu durum, ABD'nin yaptırımlarının halktan çok rejimin ve özellikle GAESA'nın gelirlerini hedef almasını zorlaştırmakta, zira GAESA'nın faaliyetleri ülkenin genel ekonomisiyle iç içe geçmiştir. Rubio'nun GAESA'yı doğrudan hedef alması, bu kompleksin Küba'daki gücünü ve ABD'nin bu gücü kırmak istediğini açıkça ortaya koymaktadır.
Küba ile İspanya arasında tarihsel, kültürel ve ekonomik güçlü bağlar bulunmaktadır. İspanya, Küba'nın eski sömürgeci gücü olması nedeniyle adada önemli bir etkiye sahiptir ve Avrupa Birliği (AB) içinde Küba ile en yakın ilişkilere sahip ülkelerden biridir. İspanyol şirketleri, Küba'da özellikle turizm sektöründe önemli yatırımlara sahiptir. ABD'nin Küba'ya yönelik sert politikaları, AB ve İspanya'nın daha yumuşak yaklaşımlarıyla sık sık çelişmektedir. İspanya, ABD'nin ambargosunun Küba halkı üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulayarak, diyalog ve işbirliğini savunan bir pozisyon almaktadır. Türkiye ise Küba ile son yıllarda artan bir diplomatik ve ticari ilişki içerisindedir. Özellikle Latin Amerika'ya yönelik dış politikasını çeşitlendiren Türkiye, Küba ile enerji, sağlık ve turizm gibi alanlarda işbirliğini geliştirmeye çalışmaktadır. Türk Hava Yolları'nın Havana'ya direkt uçuşları ve Türk şirketlerinin adadaki yatırım potansiyelleri, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinleştiğini göstermektedir. Bu bağlamda, ABD'nin Küba üzerindeki baskısının artması, İspanya ve Türkiye gibi ülkelerin adadaki çıkarlarını ve diplomatik manevra alanlarını da etkileyebilir.
Olası Etkiler ve Gelecek Senaryoları
Marco Rubio'nun Küba halkına yönelik çağrısı, adadaki rejime karşı muhalif sesleri cesaretlendirmeyi amaçlasa da, Küba hükümetinin bu tür dış müdahalelere karşı sert bir duruş sergilemesi beklenmektedir. Rejim, ABD'nin bu tür açıklamalarını "emperyalist müdahale" olarak nitelendirerek iç kamuoyunda milliyetçi duyguları pekiştirebilir ve halkı kendi etrafında toplamaya çalışabilir. Öte yandan, uzun süredir devam eden ekonomik sıkıntılar, özellikle genç nüfus arasında rejime karşı hoşnutsuzluğu artırmaktadır. Ancak, ABD'nin sert yaptırımlarının doğrudan halkı etkilemesi, bazı kesimlerde ABD karşıtı duyguları da güçlendirebilir ve rejimin elini güçlendirebilir. Bu durum, Küba içinde toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme potansiyeli taşımaktadır.
ABD'nin Küba üzerindeki baskıyı artırması, uluslararası arenada farklı tepkilere yol açacaktır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, her yıl ezici bir çoğunlukla ABD'nin Küba ambargosunun kaldırılması yönünde oy kullanmaktadır. Bu yeni baskı dalgası, ABD'nin uluslararası arenadaki yalnızlığını daha da pekiştirebilir. Gelecek senaryolarına bakıldığında, ABD'nin Küba rejimini devirme hedefinden vazgeçmediği anlaşılmaktadır. Ancak, bu hedefe ulaşmak için izlenen yolun, halkın refahını daha da kötüleştirmesi, bölgesel istikrarsızlığı artırma riski taşımaktadır. Küba hükümetinin, ekonomik sıkıntılara rağmen direncini sürdürmesi ve Çin, Rusya gibi müttefikleriyle ilişkilerini güçlendirmesi beklenmektedir. ABD'nin "yeni bir sayfa" açma teklifi, Küba'nın iç dinamikleri ve uluslararası müttefiklerinin desteği göz önüne alındığında, yakın vadede büyük bir politika değişikliğine yol açması pek olası görünmemektedir. Ancak, Rubio'nun mesajı, ABD'nin Küba politikasında sertleşmenin devam edeceğinin ve GAESA gibi kilit aktörlerin daha fazla hedef alınacağının açık bir işareti olarak okunmalıdır.



