ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı hava saldırıları altıncı gününe girerken, Tahran'dan da bölgedeki Amerikan üsleri ve İsrail'e yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarıyla karşılık gelmeye devam ediyor. Ancak, uzmanlar bir rejim değişikliğinin karadan bir müdahale olmaksızın zor gerçekleşeceğini belirtiyor. Çarşamba akşamı Washington'dan gelen sinyaller, komşu Irak'taki Kürt milislerin silahlandırılmaları halinde İran'a karşı bir kara operasyonu başlatmaya istekli olabileceği yönündeydi. Bu iddiaların hemen ardından, Perşembe sabahı İran, Irak'ın yarı özerk Kürt bölgesine yönelik bir saldırı düzenledi.
İran devlet televizyonu Press TV, Perşembe sabahı erken saatlerde ordunun "İran karşıtı ayrılıkçı güçleri" hedef aldığını duyurdu. Saldırıların tam olarak nerede gerçekleştiği belirtilmese de, İran güçlerinin "büyük kayıplar" verdirdiği iddia edildi. İran Savunma Bakanlığı tarafından devlet medyası aracılığıyla yayımlanan bir bildiri ise, İran güçlerinin "değerli Kürtler" ile işbirliği yaparak "İsrail-ABD planını" engellemek için çalıştığını ve İran topraklarına yönelik saldırı girişimlerinin başarısızlığa uğratıldığını vurguladı. Bu gelişmeler, zaten yüksek olan bölgesel gerilimi daha da tırmandırarak, Ortadoğu'da yeni bir çatışma cephesinin açılma riskini gözler önüne serdi.
Hava savaşının devam ettiği bu kritik dönemde, ABD'nin Irak'taki Kürt grupları üzerinden bir kara operasyonu başlatma fikri, bölgedeki dengeleri kökten değiştirebilecek potansiyele sahip. Özellikle Suriye ve Irak'ta DAEŞ'e (IŞİD) karşı mücadelede ABD ile yakın işbirliği içinde olan Peşmerge güçlerinin, bu tür bir senaryoda nasıl bir rol oynayacağı merak konusu. ABD'nin bu yöndeki hamleleri, İran'ın bölgesel vekil güçleri aracılığıyla yürüttüğü stratejiye doğrudan bir meydan okuma olarak yorumlanıyor ve Tahran'ın karşı hamlelerini daha da sertleştireceği öngörülüyor.
Bölgesel Gerilimin Kökenleri ve Kürt Gruplarının Konumu
ABD ile İran arasındaki gerilim, uzun yıllara dayanan karşılıklı güvensizlik ve çıkar çatışmalarına dayanıyor. İran'ın nükleer programı, balistik füze geliştirme faaliyetleri ve başta Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki Şii milisler olmak üzere bölgesel vekil güçleri aracılığıyla nüfuzunu artırma çabaları, ABD ve İsrail için ciddi güvenlik endişeleri yaratıyor. İsrail, İran'ı varoluşsal bir tehdit olarak görürken, ABD de İran'ın bölgesel istikrarı bozucu eylemlerine karşı koymaya çalışıyor.
Irak'ın yarı özerk Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), stratejik konumu nedeniyle bu gerilimde kilit bir rol oynuyor. İran ile uzun bir sınıra sahip olan KBY, geçmişte İran muhalifi Kürt gruplarına (özellikle İran Kürdistanı Demokrat Partisi - KDP-I ve Komala gibi örgütler) ev sahipliği yapmıştır. Tahran, bu grupları kendi iç güvenliği için tehdit olarak görmekte ve zaman zaman sınır ötesi operasyonlar düzenlemektedir. ABD'nin bu grupları silahlandırma ve İran'a karşı kullanma potansiyeli, KBY'yi doğrudan bir çatışma alanına dönüştürme riski taşıyor. Bölgedeki Kürt siyasi partileri arasındaki farklılıklar ve çıkar çatışmaları da bu durumu daha karmaşık hale getiriyor; zira bazı Kürt grupları İran'la daha iyi ilişkiler kurmayı tercih ederken, diğerleri ABD ile işbirliğini bölgesel güçlerini artırma fırsatı olarak görüyor.
Türkiye'nin bu denkledeki konumu da büyük önem taşıyor. Irak ve İran ile komşu olan Türkiye, bölgedeki istikrarsızlığın doğrudan etkilerini yaşayan bir ülke. Özellikle Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığı ve Türkiye'nin bu gruplara karşı yürüttüğü operasyonlar, bölgesel güvenlik dinamiklerini yakından ilgilendiriyor. ABD'nin Irak Kürtlerini İran'a karşı kullanma girişimi, Türkiye için de yeni güvenlik endişeleri yaratabilir. Ankara, bölgedeki Kürt gruplarının silahlandırılmasına ve bölgesel istikrarsızlığın artmasına potansiyel olarak olumsuz bakabilir; zira bu durum, Türkiye'nin kendi sınır güvenliğini ve bölgedeki çıkarlarını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin diplomatik kanalları kullanarak gerilimin tırmanmasını engellemeye yönelik adımlar atması ve bölgedeki tüm aktörlerle diyalog içinde kalması hayati önem taşıyor.
Bölgesel Etkiler ve Gelecek Senaryoları
ABD'nin Irak Kürtlerini kullanarak İran'a karşı bir kara cephesi açma girişimi, bölgede zaten kırılgan olan istikrarı daha da bozma potansiyeli taşıyor. Böyle bir operasyonun başlaması, geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir ve insani krizleri derinleştirebilir. Milyonlarca insanın yerinden edilmesi, altyapının tahrip olması ve bölge ekonomilerinin çökmesi gibi sonuçlar doğurabilir. Uluslararası toplumun bu duruma nasıl tepki vereceği ve olası bir kara savaşını önlemek için ne tür diplomatik adımlar atacağı da büyük bir soru işareti.
Uzmanlar, ABD'nin bu hamlesinin İran'da bir rejim değişikliği yaratma hedefine ulaşmasının oldukça zor olduğunu belirtiyor. İran'ın güçlü bir orduya ve geniş bir vekil güç ağına sahip olması, ayrıca halkın dış müdahalelere karşı ulusal birleşme eğilimi göstermesi, böyle bir operasyonun başarısını şüpheli kılıyor. Ayrıca, Irak'ın egemenlik ihlali anlamına gelecek bu tür bir operasyon, Irak merkezi hükümeti ve bölgedeki diğer aktörler tarafından da büyük tepkiyle karşılanabilir. Bölgesel analistler, bu tür bir hamlenin İran'ı daha da köşeye sıkıştırarak öngörülemeyen ve daha agresif tepkilere yol açabileceği konusunda uyarıyor. Ortadoğu'da yeni bir "büyük oyun"un kapılarını aralayan bu gelişmeler, küresel enerji piyasalarını da derinden etkileyebilir ve dünya genelinde ekonomik dalgalanmalara neden olabilir.



