Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Irak'taki askeri misyonunu resmen sonlandırarak, ülkedeki varlığını eğitim ve danışmanlık rolüyle sınırlama kararı aldı. Bu hamle, 2003'teki işgal ve Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesiyle başlayan, 2011'deki ilk çekilme ve ardından DEAŞ (Irak ve Şam İslam Devleti) tehdidiyle 2014'teki geri dönüşle şekillenen uzun ve çalkantılı bir sürecin yeni bir aşamasını temsil ediyor. Washington'ın bu kararı, Irak'ın geleceği, bölgesel güç dengeleri ve özellikle de ülkedeki geniş çaplı silah stoğunun kontrolü konusunda ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Tarih, Irak'ta iki kez tekerrür etti ve kim bilir, belki de üçüncüsü yaşanır. 2011 yılında, yaklaşık dokuz yıl süren kanlı bir savaşın ardından son ABD askerleri Irak'ı terk etmişti. Bu, 2003'teki işgal ve Saddam Hüseyin'in devrilmesiyle başlayan müdahalenin sonu gibi görünüyordu. Ancak sadece üç yıl sonra, ABD askerleri yeniden Irak topraklarındaydı. DEAŞ'ın (Irak ve Şam İslam Devleti) şimşek hızıyla ilerleyişi ve Irak ordusunun bazı kısımlarının çöküşü, Bağdat'ı bir kez daha Washington'dan yardım istemeye mecbur bırakmıştı. Şimdi ise, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin aldığı kararla, ülkedeki "savaş misyonu" sona erdiriliyor ve geride kalan az sayıda askerin görevi, Irak güvenlik güçlerine eğitim ve danışmanlık sağlamakla sınırlı kalıyor.
Bu yeni çekilme süreci, Irak'ın kırılgan siyasi yapısı, mezhepsel gerilimler ve bölgesel aktörlerin artan etkisi göz önüne alındığında büyük önem taşıyor. ABD'nin askeri varlığının azalması, Irak hükümetinin kendi güvenliğini sağlama ve iç istikrarı tesis etme yeteneğini test edecek. Özellikle İran destekli milis grupların ülkedeki nüfuzu ve bu grupların elindeki silahların akıbeti, hem Bağdat hem de uluslararası toplum için ciddi bir endişe kaynağı olmayı sürdürüyor.
Irak'taki Silahlanma ve Kontrol Sorunu: Bir Güvenlik Boşluğu mu?
ABD'nin Irak'taki askeri misyonunun sona ermesiyle birlikte, en kritik sorulardan biri, ülkedeki devasa silah stoğunun kontrolünün kimde olacağıdır. Yıllar süren savaşlar ve işgaller sonucunda Irak, hem ABD'nin geride bıraktığı hem de çeşitli ülkelerden tedarik edilen modern ve ağır silahlarla dolu bir cephaneliğe dönüştü. Irak ordusuna verilen milyarlarca dolarlık ekipman ve silahlar, zaman zaman yolsuzluklar veya güvenlik zafiyetleri nedeniyle yanlış ellere geçme riski taşıdı. DEAŞ'ın 2014'teki ilerleyişi sırasında, Irak ordusuna ait çok sayıda silah ve askeri araç örgütün eline geçmiş, bu da terör tehdidinin boyutunu artırmıştı.
Bugün Irak'ta, merkezi hükümetin yanı sıra, Kürt Peşmerge güçleri, Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) gibi İran destekli Şii milis grupları ve çeşitli aşiret güçleri de önemli miktarda silaha sahip. Bu gruplar arasındaki rekabet ve zaman zaman yaşanan çatışmalar, silahların kontrolsüz bir şekilde yayılma potansiyelini artırıyor. Uzmanlar, ABD'nin çekilmesinin ardından oluşabilecek bir güvenlik boşluğunun, bu silahların yasa dışı yollardan bölgedeki diğer aktörlerin veya terör örgütlerinin eline geçme riskini yükseltebileceği konusunda uyarıyor. Bu durum, sadece Irak'ın iç güvenliği için değil, tüm Ortadoğu bölgesi için ciddi istikrarsızlık potansiyeli taşıyor.
İspanya da Irak Savaşı'na başlangıçta destek vermiş, ancak daha sonra askerlerini çekmişti. Barselona merkezli analistler, Irak'taki silah kontrolsüzlüğünün, terör örgütlerinin Avrupa'ya yönelik tehditlerini artırabileceği ve bölgesel istikrarsızlığın küresel enerji arzı üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği konusunda endişelerini dile getiriyorlar. Türkiye için ise Irak'ın istikrarı hayati önem taşıyor. Irak'ın kuzeyindeki terör örgütü PKK varlığı, DEAŞ tehdidi ve Irak'la olan ticari ilişkiler, Ankara'nın bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmesini gerektiriyor. Türkiye, Irak'ın toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini desteklerken, aynı zamanda sınır güvenliğini sağlamak için de aktif rol oynuyor.
Geleceğe Yönelik Etkiler ve Bölgesel Dinamikler
ABD'nin Irak'tan "savaş misyonu"nu sonlandırması, Irak'ın kendi kaderini tayin etme yolunda önemli bir adım olsa da, ülkenin karşı karşıya olduğu zorlukları artırabilir. Irak hükümetinin, ülkenin farklı bölgelerindeki silahlı gruplar üzerindeki otoritesini pekiştirmesi ve mezhepsel gerilimleri azaltması gerekiyor. Aksi takdirde, merkezi otoritenin zayıflığı, bölgesel ve uluslararası güçlerin Irak'ın iç işlerine daha fazla müdahale etmesine zemin hazırlayabilir. Özellikle İran'ın Irak üzerindeki nüfuzu, ABD'nin çekilmesiyle birlikte daha da artabilir ve bu durum, bölgedeki Sünni Arap devletleri ile İran arasındaki gerilimi tırmandırabilir.
Bu süreçte, Irak'ın komşuları ve uluslararası toplumun, ülkenin istikrarına katkıda bulunacak yapıcı politikalar izlemesi büyük önem taşıyor. Silahların kontrol altına alınması, yasa dışı ticaretin engellenmesi ve Irak güvenlik güçlerinin kapasitesinin artırılması, öncelikli konular arasında yer alıyor. ABD'nin "ufuk ötesi" terörle mücadele stratejisi, Irak'ta kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanması için yeterli olmayabilir. Irak'ın geleceği, büyük ölçüde kendi iç dinamiklerine, siyasi liderliğinin yetkinliğine ve bölgesel aktörlerin yapıcı veya yıkıcı rollerine bağlı olacaktır. Bu karmaşık denklemde, silahların akıbeti, bölgenin önümüzdeki yıllardaki güvenlik tablosunu belirleyecek en kritik faktörlerden biri olmaya devam edecek.



